Londra’daki Türk restoranları

-
Londra'daki Türk restoranları

Londra, Türk gıda zincirlerinin yeni çıkış yeri oldu. Olayı nasıl okumamız gerekiyor, tarihi bir fırsat mı yoksa yeni bir macera mı olacak?

Bütün dünyada şehirlerin yarışı bütün hızıyla sürüyor. 1.2 milyar turist, sadece kozmopolit bir kültürü artırmaya devam ederken, şehirler de bu pastadan pay kapmaya çalışıyor.

Londra, tarihinde ilk defa geçen yıl Paris’i geçerek en fazla turist çeken şehir oldu. Aslında, bu Londra Olimpiyatları ile başlayan bir süreci yönetmekle ilgiliydi. Başarılı da oldular.

Bundan sonraki süreçte, bir numarada kalmanın mücadelesini verecekler.

İngiltere, “Gread” kampanyası ile bu kampanyayı sürdürmeye devam ediyor. Bakalım bundan sonraki hamlede neler yapabilecekler?

Paris, birinciliği kazanmanın hesaplarını yapıyor. Mesela, 2020 yılında 3 milyon Çinli turist bekliyor. Madem Çinli turist gelecek, o halde Çin restoranları açmaları gerektiğine karar vermişler. Ayrıca Çinliler başka neler seviyor, onları da tespit etmeli ve ona göre şehirde yeni etkinlik alanları oluşturmalıdır.

IMG_6141Türkiye’ye 30 milyon turist geliyor ve damak tadını test etme ve yaşama şansı buluyorlar. Yine Türkiye’den 6 milyon turist yurtdışına çıkıyor. İngilizler, Türkiye’ye ilgi gösteren üçüncü ülke durumunda.

Bir de Ortadoğu lezzetleri bakımından Türk mutfağı en zengin çeşitleri sunuyor. Bu bir karşılıklı alışveriş gibidir.

Türk restoranları

Londra deyince, aklımıza ilk gelen Türk restoranı “Sofra” oluyor. Kurucusu Hüseyin Özer’in başarı hikayesi, pek çok yatırımcıya rehber olmuş görünüyor. Ayrıca, pek çok yeni markanın da Özer’in yanında yetiştiğini söylemek de işin başka bir gerçeğidir.

Aslında Türk restoranları deyince daha geçmişe de bakılmalı. İngiltere’de 200 bine yakın Kıbrıslı Türk yaşadığı tahmin ediliyor. Kıbrıslılar, Türk mekanlarıyla ilgili ilk adımları atan girişimciler oldular.

IMG_6080Ancak Almanya veya Hollanda gibi dönerci zincirlerini burada göremezsiniz.

İki yıl önce Kahve Dünyası’nın Londra’nın en merkezi yeri Piccadilly’de mağaza açması, bana göre dönem noktası oldu.

Bu yıl Simit Sarayı ile yeni bir çıkış daha yaşandı. Simit Sarayı’nın Londra’nın en ünlü mağazalarının olduğu alışveriş caddesi Regent’de açılması da doğru bir tercihtir.

IMG_6307Simit Sarayı yeni bir hamle daha yaptı. Yeni Simit Sarayı mağazaları açmanın yanı sıra Londra’daki 22 mağazası olan bir gıda zinciri ile anlaşma yaptığını açıkladı.

Aslında Londra’ya ilgi gösteren yeni zincirler de harekete geçmiş durumda.

Geçen hafta, Günaydın Et zincirini kuran Cüneyt Asan, ilk hedefinin Londra olduğunu açıkladı ve restoran için yer aradığını vurguladı.

Asan’ın hedefinde Paris, Katar, New York ve Milano gibi popüler şehirler de var.

50 mağaza ve 2 bin çalışanıyla, et restoranlarında 2016 yılının yurtdışına açılmak olduğunu söyledi.

Aslında bu açılımları iki şekilde okumak gerekiyor. Türk mutfağına ilgi artıyor ve daha da önemlisi Türk restoran zincirleri küresel bir açılım yapmanın zamanı geldiğine karar verdi. Eğer küresel olarak varlık gösteremiyorsanız, yerel olarak kalmak zor zor.

Bence Londra’nın en başarılı Türk restoranı Hazev. Londra’nın yeni finans merkezi Canary’de Times nehrine sıfır noktadaki mekanı, Türk restoranları için yeni bir dönem niteliği taşıyor.

Hazev’i hazırlayan süreç Haz ve Ev restoranlarının sahiplerinin birlikteliğinden ortaya çıktı. Girişimcileri 20 mekana ulaştılar ve bundan sonra da yenileri için adım atacaklarının işaretlerini veriyorlar.

image1Bir diğer dikkat çeken Türk restoranı ise bir Çinli’den geldi. Wagamama ve Hakkasan gibi  markaları yaratan Alan Yau’nun Londra’da açtığı Türk restoranı Babaji, diğer dünya şehirlerine de taşınabilecek nitelikte. Yau’yu bu konudaki en büyük destekçisi eşi Jale Erentok oldu.

Londralılar, Babaji’nin hem servisini, hem de ürün kalitesini çok beğendiklerini söylüyorlar.

Haliyle, Londra’daki Türk restoranları bunlarla sınırlı değil. Onlarca isim daha sayılabilir ama bu saydıklarım kilometre taşı niteliğinde.

Bu girişimlerin ardından yeni Türk ve yabancı girişimciler de sadece Londra’da değil, dünyanın her yerinde Türk damak lezzetleri için yeni başarı hikayelerine imza atacaklardır.

Özellikle Londra’daki diğer Ortadoğu restoranları potansiyel Türk restoran pazarından oldukça pay kapmış görünüyorlar.

Aslında özgün Türk restoranı için özgün Türk ürünleri kullanmak gerekiyor. Ancak et ve süt ürünlerinde maalesef İngiltere ile iki ülke arasında anlaşma yapılması gerekiyor.

Mesela, Türk yoğurdu Danimarka’dan veya başka AB ülkelerinden ithal ediliyor. Bu acil bir çözüm olarak, bundan sonra da kendini gösterecek.

Her şeye rağmen Türk markaları her şekliyle dünyaya açılmaya devam edecek.

GIDAHATTI DERGİSİNİ ÜCRETSİZ İNDİRİN

android Apple

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir