‘Yeni Anadolu mutfağı’nın hikâyesi

-

Yabancı ve yıldızlı bir lokantada soğan doğramış ve ‘vakumda tavuk pişirme’yi görmüş genç şeflerin inanılmaz havaya girdiği bir döneme giriyoruz. Sadece bizde değil tüm dünyada… Tavsiyem; geleceğin ‘yeni Anadolu mutfağı’ öncülerinin Anadolu’yu dolaşıp karafırın önünde terlemeleri, kuzine nasıl kullanılır görmeleri, Ege ve Karadeniz otlarını tanımaları ve ince hamur açma, bütün balığı veya eti en iyi şekilde parçalara bölme gibi teknikleri öğrenmeleri.

Geçen haftaki cumartesi yazımda Mikla Lokantası’nı ele aldım. Ondan önce de Yeni Lokanta’yı ve Amanda Bravo’yu. Bunların arasında en iyisi Amanda Bravo’ydu. Buranın işletmecileri Mikla’nın yaratıcısı Mehmet Gürs’le çalışmış. Ama konumuz ‘en iyi kim’ meselesi değil. Ben bu yazımda gastronomiyle ‘narrative’ ilişkisi üzerinde durmak istiyorum. ‘Narrative’ Türkçeye ‘hikâye’ olarak çevrilebilir ve bu da tartışmayı arzuladığım konuya cuk diye oturuyor. Çünkü iki anlamı var. İlki, güzel olan anlamı: Hoş ya da otantik bir anlatı… Bir de; halk arasında ‘Hikâye anlatmayı bırak’ diye geçen, ‘palavra sıkma’ deyimine yaklaşan bir anlamı var hikâyenin.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir