Üretime Dayalı Büyüme Modeli

-

sevket ozugergin

Şevket Özügergin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okunan yeni Hükümet  Programı, ekonomide izlenecek politikayı ‘mali disiplini bozmadan, üretime dayalı bir büyüme modeli’ olarak tanımlamaktadır. Doğru bir yaklaşımdır. Zaten bu iki sektör birbirlerinin tamamlayıcısıdır ve dengeli bir şekilde yürütülmesi esastır. Özellikle iç tasarruf hacmi yetersiz olan ve büyümesi için dış kaynaklara muhtaç durumda bulunan ülkelerin, küreselleşen bir dünyada iç ve dış finans piyasalarını göz ardı etmeleri düşünülemez. Ekonomik kararların ve uygulamaların temelini oluşturan fiyat istikrarını dikkate almayan politikaların başarı şansı da son derecede sınırlıdır.

Türkiye’de zaten kıt olan kaynakların reel sektöre aktarılması, üretimin desteklenmesi ve bu yolla istihdam hacminin arttırılması uzun yıllardır konuşulan ancak yeterli düzeyde başarı sağlanamayan konular arasındadır. Bu durumun çok çeşitli sebepleri vardır.

Türkiye’nin sağlıklı, detaylı bir sanayi envanterine ihtiyacı vardır. Hangi ürünü, ne kadar, hangi kalitede, hangi maliyetle üretebildiğimiz, sektör bazında karşılaştırmalı avantajlara sahip olup olmadığımız çok fazla bilinen hususlar değildir.

İleriye dönük bir talep projeksiyonu eksikliği vardır. Artık,’ önce üretelim, sonra satışına bakarız’ anlayışı geçerli değildir. Önce talebin araştırılması, muhtemel talep değişikliklerinin hesaplanması daha sonra da yatırım ve üretimin planlanması gereklidir. Bu konudaki araştırmalara devlet öncülük etmelidir.

Üretim, ihracata yönelik olmalıdır. Üretimin miktarı arttıkça birim maliyeti düşecek ve rekabet gücü sağlanacaktır.

İthal edilen malların ve özellikle ihracattaki ithal girdilerinin yerli üretimine öncelik verilmelidir. Bu sağlandığı takdirde, dış ticaret açığı ve cari açık azalacak, dışa bağımlılık oranı gerileyecektir. Ancak yerli üretimin, miktar, kalite, arz istikrarı ve fiyat açısından rekabetçi olması kaçınılmaz şartlardır. Miktar kısıtlamaları, yüksek gümrük veya eş etkili ithal vergileri, idari engeller gibi korumacılık önlemlerinin katı şekilde uygulandığı ‘ithal ikamesi’ politikalarına dönme imkanı artık yok gibidir. Rekabet gücüne sahip olmanın yolu, katma değeri yüksek, yüksek teknoloji içeren ürünlere yönelmektir, İnnovasyondur, vazgeçilmez ürünler yelpazesidir.

İç ve dış yatırımcı için esas olan uygun bir yatırım ortamının varlığıdır. Güven, istikrar ve karlılık esastır. Belirsizlik  yatırımcı için caydırıcı bir etkendir. Çünkü imalat sektöründe yatırımın geri dönüşü uzun zaman alır. Bu dönem içindeki muhtemel gelişmeleri hesaplayamayan bir yatırımcının, yatırıma karar vermesi çok zordur.

Yabancı yatırımcı daha da hassastır. Yatırım yapacağı ülkelerdeki siyasi istikrar, demokratik şartlar, insan haklarına riayet, hızlı ve tarafsız işleyen bir yargı sistemi, yatırım kararlarında çok önemli bir rol oynar. Üretime dayalı bir büyüme modeli içinde yabancı yatırımlara ihtiyacımız vardır. Çünkü kendi kaynaklarımızla büyüme imkanımız sınırlıdır. Yeni teknolojilere ve daha geniş pazarlara sahip olmanın önemli bir yolu doğrudan yabancı yatırımlardır. Üretim ve ihracata yönelik doğrudan yabancı yatırımlara ek teşvikler verilmesi gündeme alınmalıdır.

2008 global krizinin temelinde reel sektörün ihmal edilmesi ve finans piyasalarının ekonomide egemen hale gelmesi yatmaktadır. Bu itibarla, büyümenin ana unsurunu yatırım ve üretimin oluşturması doğrudur. Ancak, başarılı bir sonuç alınabilmesi, uzun vadeli, siyasetin öncelik almadığı, istikrarlı  uygulamalara bağlıdır.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir