Mülteci Akını ve Türkiye-AB İlişkileri

-

sevket ozugergin

Şevket Özügergin

 

Son mülteci akınına kadar Türkiye- AB ilişkileri dalgalı bir seyir izlemiştir. Her iki taraf, bölgedeki jeopolitik durum, terörle mücadele, bölge etkinliği gibi konularda zaman zaman yakınlaşmış zaman zaman da birbirlerine ters düşmüşlerdir. Böyle olunca da, Türkiye’nin AB’ne tam üyeliği yolundaki hazırlık çalışmaları hızını kaybetmiştir.

Mülteci akını, Avrupa’nın ekonomik, sosyal, ahlaki ve güvenlik dengesini tehdit eder hale gelmiş, hatta üye ülkelerin bazılarında yapılan seçim sonuçları dikkate alındığında, siyasi yapısını da etkiler bir duruma dönüşmüştür. Avrupa, yaşam biçimleri, kültürleri ve ortak değerlerindeki farklılıklar bir yana, sahip olduğu yaşam standartlarını yeni gelenlerle paylaşmayı istememektedir. Böyle bir ortamda istikrarlı ve güçlü bir Türkiye’ye olan ihtiyaç kendini  göstermiş, ülkemize yönelik yaklaşımlarda yumuşama başlamıştır.

Konuya ekonomik açıdan bakıldığında da iki taraf arasında ilişkilerin yoğunluğu görülmektedir. Gümrük Birliği Anlaşması kapsamında, mal ticaretinde serbest dolaşım  imkanı sağlanmıştır. Sermayenin serbest dolaşımında yani her ülke yatırımcısının diğer tarafta serbestçe yatırım yapmasında bir engel yoktur. Türkiye, Avrupa’nın en önemli tedarikçilerinden biridir ve yine ülkemiz, Avrupa’nın önde gelen pazarları arasındadır. Türkiye, ihracatının % 45-50’sini Avrupa’ya yapmaktadır. Ülkemize gelen doğrudan yabancı sermayenin üçte ikisine yakın bölümü  Avrupa kaynaklıdır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in geçen hafta Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantısı’nda yaptığı konuşmada belirttiği gibi, Gümrük Birliği’nin kamu alımları, hizmetleri ve tarımı içerecek şekilde genişletilmesi halinde, AB ile hizmet ve mal ticareti 300 milyar dolara kadar çıkabilecektir.

Bu arada Gümrük Birliği Anlaşmasının revizyonu sırasında, AB ile ABD arasında, imzalanması son aşamada olan Serbest Ticaret ve Yatırım Anlaşması dışında kalmamızın son derecede tehlikeli olduğu unutulmamalı ve bu durum mutlaka önlenmelidir.

Sa yın Şimşek’in anılan toplantıda  ifade ettiği  diğer iki husus ta son derece  önemlidir. Birincisi, Türkiye’nin stratejik hedefi ile ilgilidir. Bakan, AB’ne tam üyeliğin en önemli stratejik hedef olduğunu söylemiş ve bunun böyle kalacağını belirtmiştir. Bu geleceğe dönük bir yaşam biçimi tercihi anlamındadır. İkincisinde Sayın Şimşek, son yıllarda jeopolitik risklerin de etkisiyle bozulan Türkiye algısının  yapılacak reformlarla düzeltileceğini, demokratik standartların iyileştirileceğini ve bu hususlar başarıldığında, hatta ilk olumlu işaretleri alındığında, ülkeye yatırım akışının hızlanacağını ifade etmiştir. Bu da, ekonomimizin kalıcı ve istikrarlı bir yapıya kavuşması yolunda yapılmış ciddi bir tercihtir.

Elbette  stratejik hedefin seçimi önemlidir ama  davranışların ve uygulamaların da bu hedefin gerçekleştirilmesine yönelik olması gereklidir. Aslında taraflardan sadece birinin olumlu tutumu da yetmez. Hani ünlü bir söz vardır ‘kavgada bile iki taraf gereklidir’ der.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir