Meyve suyu endüstrisi bilgi kirliliğinden şikayetçi!

-
Meyve suyu endüstrisi bilgi kirliliğinden şikayetçi!

Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED) ev sahipliğinde gerçekleştirilen 7. Juiceful İstanbul Zirvesi’nde, meyvede doğal olarak bulunan şekerin sağlıkla ilişkisine dair yanlış bilgilendirmelerle yaratılan yanlış algıya dikkat çekildi, verilerle meyve suyunun obeziteden sorumlu tutulamayacağı ortaya konuldu. 

Uluslararası Meyve Suyu Üreticileri Federasyonu (IFU), Avrupa Meyve Suyu Birliği (AIJN), bağımsız kalite kontrol kuruluşu (SGF) ve Avrupa Kalite Kontrol Sistemi (EQCS) tarafından da desteklenen 7. Juiceful İstanbul Zirvesi, 26 Mayıs’ta gerçekleştirildi. Zirveye, Türkiye’den ve küresel pazardan tanınmış isimler konuşmacı olarak katıldı.

Etkinliğin açılışında konuşan Meyve Suyu Endüstrisi Derneği MEYED Başkanı Birol İlker Güney, dernek olarak Türkiye’deki meyve suyu sanayinin gözle görülür bir hale gelmesini, aynı zamanda tüketicilerde daha iyi bir meyve suyu algısı nasıl yaratılabilir konusunda ilerleme sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

meyed-zirve-ilker-guney-gidahatti

MEYED’in Türkiye meyve suyu endüstrisinde faaliyet gösteren 15 üye şirketi bulunduğunu bildiren İlker Güney, şöyle devam etti:

“Amacımız ürün kalitesini artırmak ve rekabeti iyileştirmek. Meyve suyu sanayi aynı zamanda tarım çalışmalarında da öncü bir sektör olarak kendisini konumlandırmaktadır. Ülkemizde üretilen yaklaşık 1 milyon ton kadar ürünün 700 bin litresini, nektarlar ve meyve suları oluşturmaktadır.

Meyve suyu endüstrisinde amaç aynı zamanda kırsal kesimi kalkındırmak ve tabii ki ülkenin bütünüyle kalkınmasına yardımcı olmak. Sürdürülebilir bir meyve üretimi, aynı zamanda ekonomik başarıyı da beraberinde getirecektir. Bu amaçla meyve suyu endüstrisinde önemli olan bir tutarlılık ve sürdürülebilirlik yakalayabilmektir. Biz de bu sanayiyi temsil edenler olarak tedarikimizi sürekli kılmak için çalışıyoruz. Bu amaçla ekilebilir alanların doğru tarım metotlarıyla üretime hizmet etmesi, suların korunması ve aynı zamanda istenen çevre koşullarının muhafaza edilmesi konusunda çalışıyoruz.”

Meyvenin, meyve suyu sektörü için önemli bir alan olduğunun altını çizen MEYED Başkanı İlker Güney, “Türkiye’nin stratejik konumu gereği çok önemli ihracat imkanlarımız var. İhracat gerçekleştirilen ülkeler şu an için 150’nin üzerinde. Geçtiğimiz yıl meyve ihracatı 186 milyon dolar, ticaret fazlası 160 milyon dolar olarak gerçekleşti” bilgisini verdi.

Kurumsal sosyal sorumluluğun da MEYED’in önemli gündemlerinden birisi olduğunu belirten Güney, “Bu bağlamda sürdürülebilirlik bizim için çok önemli bir ilgi alanıdır. Sürdürülebilirlik sağlandığı sürece hammaddelerin tedariki ve sürdürülebilirliği de mümkün olacaktır. Bu aynı zamanda tedarik zincirine yardımcı olacak, ekonomik anlamda ülkeye katkıda bulunacak, çalışanların korunması sağlanacak ve teknoloji de aynı düzeyde gelişme gösterecektir. MEYED olarak çabalarımızı sürdürerek meyve üretimini artırmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda sağlıklı beslenme ile ilgili olarak bilinçlendirme ve farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Juiceful İstanbul Zirvesi bu yolda çok önemlidir” diye konuştu. Güney, zirveye katılan konuşmacılara da teşekkür etti.

meyed-zirve-ebru-akdag-gidahatti

Meyve suyu konusundaki yanlış algı

Zirvede “Meyve Suyu Neden Yeniden Kendini Konumlamalı?” başlığıyla düzenlenen ilk oturumda konuşan MEYED Genel Sekreteri ve IFU Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Akdağ, MEYED hakkında kısa bilgi verdikten sonra meyve suyu endüstrisinin gündemindeki konulara değindi.

Günümüzde şekerin toksik bir zehirli madde gibi gösterilerek, gıdalarda kullanımının yasaklanmasının önerildiğine dikkat çeken Akdağ, “Şekerle ilgili tüketicilerin algısı değiştirilmek isteniyor, ayrı bir algı oluşturuluyor. Bir tarafta bilimsel veriler var ama diğer tarafta Dünya Sağlık Örgütü şekere de tütün ile aynı yaklaşımı getiriyor. Bütün bunlar kamuoyu algısında karışıklıklara sebebiyet veriyor” dedi.

Siyasi tartışmalarla gündeme gelen şeker vergisi gibi uygulamaların tüketici alışkanlıklarının değişmesinde etkili olmadığının belirlendiğini vurgulayan MEYED Genel Sekreteri Ebru Akdağ, şunları söyledi:

“Şekerle ilgili vergilerin getirdiği fiyat değişikliklerine tüketiciler, daha ucuz markaları alarak, vergisi olmayan markaları alarak yanıt vermişler. Vergiler sadece daha düşük gelirli aile bireylerini etkiledi. Ve sağlık üzerinde de şeker ve şekerli ürünlerin bir kanıtı yok.

Böyle bir sürecin yaşandığı, ‘Ben bu ürünü kullanmayayım, artık obez olmayacağım’ gibi medyanın bir şeyleri basitleştirdiği bir durumda ne yazık ki bu sonuçlarla karşılaşmamız normal. O yüzden bizim daha bütüncül yaklaşımlara ihtiyacımız var. Daha az tuz, daha az trans yağ, daha az kalori, daha az şeker, ama diğer taraftan daha fazla fiziksel aktivite, daha fazla sebze, meyve, daha fazla eğitime ve ebeveyn yaklaşımına ihtiyacımız var. Bütüncül bir yaklaşım maalesef gündemde değil. Sadece şekere, fruktoza ve meyve suyuna odaklanılmış bir yapı var. Sebep-sonuç ilişkisine dayanmadığı için de insanları yanlış algılara götürüyor.

Gıda etiketlerinde fırtına yakındır!

meyve-suyu-gidahatti

Meyve suyu obezitenin sorumlusu değil!

Bizim için önemli olan doğru bilgiyi alıp, herkese sunabilmek. Birbiriyle çelişen tıp ve medya çalışmalarının üzerine gerçeği sunmamız lazım. Her şey, su dahi toksin olabildiğine göre bizim doğru dozu vermemiz lazım.

Evet, meyve suyu şeker içeriyor, bu da meyvenin kendisinden geliyor. Çok fazla meyve suyu içerseniz ne olur, elbette negatif bir etki yaratabilir. Ama çok fazla su içerseniz de sizin için kötü olacaktır.

Meyve suyu endüstrisi obeziteye sebebiyet vermekten dolayı suçlandığı görülüyor. O zaman matematiksel bir hesap yapalım. AB’de 28 ülkede ortalama meyve suyu tüketimi günde 33,7 mililitre. Bu ne anlama geliyor? 2000 kcal üzerinden bir kadının alması gereken toplam enerjinin yüzde 0,7’sine tekabül ediyor meyve suyu tüketimi. Türkiye’de ne kadar tüketiyoruz? Türkiye’de ortalama günlük 0,8 mililitrelik bir tüketim görüyoruz. Bunun da günlük toplam enerjiye olan katkısı sadece 0,02’lik bir yüzdeye tekabül ediyor. Türkiye’de biraz nektar temelli gidiliyor dersek, bu da günlük 23,3 mililitre olsa, günlük enerjide yüzde 0,5’lik bir kısma karşılık geliyor.

Tavsiyeler nasıl peki? Meyve suyunun bir bardak alınması ve bir kişinin alması gereken enerjinin yüzde 4’ünden daha az olması gerektiği söyleniyor. O zaman meyve suyunun obezitenin sorumlusu olduğu elbette söylenemez.

Peki neden suçlanıyoruz? Meyve suyu kötü denmesi früktoz hipotezinden geliyor.  ‘Früktoz size yağ getirir, yağ da size kilo getirir’ deniliyor. Bilimde ne var? İnsanlarda früktozun yağ dönüşümü yüzde 5’in altında gerçekleştiriyor. Bazı çalışmalarda yüzde 1’in de altında. Bilimsel çalışmalar farelerle yapılıyor ve kemirgenlerde bu oran yüzde 60-70’in üzerinde.

Bu nedenle yapılan suçlamalara karşı aslında insan vücudu için faydalı. Negatif früktoz etkilerini görmek istiyorsak insanların yediğinin içtiğinin üzerine bir de 120 gram en az früktoz koymak lazım. Bu da en az 2 litre meyve suyuna karşılık geliyor. Eğer früktoz hipotezi temel problem ise alınması gereken o kadar büyük miktar ki, o zaman negatif etkilerinden söz edebiliriz.

Bir de doz çok önemli elbette. Eğer früktoz hipotezinin insanları etkilediğini düşünüyorsak o zaman AB’deki etkinin çok daha fazla, hatta 29 kat daha fazla olması gerekir ki, durum hiçte böyle değil.”

Meyve suyu endüstrisinin geleceği

Konuşmasında meyve suyu endüstrisinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan MEYED Genel Sekreteri Ebru Akdağ, şu bilgileri verdi:

“Geçtiğimiz birkaç yılda Avrupa’da meyve suyu endüstrisinde düşüşler yaşadık. Gelecek tahminlerine bakarsak daha da kötü senaryolar görüyoruz. Türkiye için öngörüler daha iyi görünüyor. Ama bizler de endüstri olarak bu negatif etkileri yaşamaktayız.

Tüketim değerlerine baktığımız zaman Avrupa’da yüzde 15’lik bir düşüş var iken, Türkiye’de yüzde 22,5’lik bir artış var.

Avrupa’daki kişi başına tüketim 6.7 litre iken, Doğu Avrupa’da 14.2 litre, ama Türkiye’de 0.7 litre. Böyle bir fark var.

Türkiye pazarına bakacak olursak, meyvelerin üretimi, kayısı ve armut hariç artıyor. Meyve suyu üretimlerinde artışın da yüzde 45,7’lik bir değerle, yıllık bileşik büyüme oranı yüzde 6,5.

İhracata baktığımızda miktarlar artış gösteriyor ama fiyat dalgalanmaları var. Değer bazında ana pazarlar arasında 2015’te ABD ilk 5’teki yerini kaybediyor, Avusturya giriyor. Ama hacim bazında ikinci sırada Irak karşımıza çıkıyor.

İthalat hacminde ilk sırada İran var. 23 milyon dolarlık ithalatı var.

Türkiye’nin 163 milyon dolarlık ticaret fazlası var ki, bence bu büyük bir başarı.

Türkiye’de halen 07-0,8’lik bir meyve suyu tüketimi, yıllık 8,5 litre kişi başına nektar tüketimi var. Gelecek tahminlerimizde meyve suyu nektarlara kıyasla düşük bir pay alacak ama yıllık bileşik büyüme oranı nektara kıyasla daha yüksek olacak.

Türkiye tarım ve gıda anlamında çok önemli bir aktör. Talep artıyor, tedarik merkezi anlamında global oyunculara karşı üretimin merkezi olmaya devam edeceğiz.”

Kamuoyu doğru bilgilerle aydınlatılmalı!

Medya kaynaklı kötü yönlendirmelerin kamuoyu sağlığını kötü yönde etkileyebildiğini vurgulayan Akdağ, meyve suyu tüketiminin toplam enerji alımının çok küçük bir kısmına tekabül ettiğini, diyabet, obezite gibi hastalıkların üzerindeki etkisinin de tam olarak kanıtlanmadığını kaydetti. Akdağ, “Obeziteye ilişkin problemlerin aslında gıda ya da meyve suyu endüstrisinin suçlanmasıyla değil, daha yeni bir yaklaşımla çözülebilir. Şeker üzerinde önemli bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Geniş kapsamlı şekeri konuştuğumuz zaman odağı kaybedebiliyoruz. Muhakkak bilimsel verilerin halka sunulması gerekiyor, medyanın doğru bilgileri alıp halkı, kamuoyunu aydınlatması lazım. Bunun için proaktif çalışmaya, iletişime ihtiyacımız var. İki tane seçeneğimiz var. Ya hayatta kalmayı ya da başarılı olmayı tercih edeceğiz, öyle mi? Konföçyüs’ün de dediği gibi durmadığınız sürece ne kadar yavaş gitseniz de bir önemi yok.” diyerek sözlerini noktaladı.

Tüketici odaklı tedarik zinciri önem kazanıyor!

meyed-zirve-ilknur-menlik-gidahatti

İlknur Menlik: Gıda endüstrisine raf perspektifinden bakılmalı!

Zirvenin “Tüketicileri Anlamak” başlığıyla düzenlenen ikinci oturumu, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik başkanlığında yapıldı. Oturum Başkanı İlknur Menlik, sektörde 20’inci yılını tamamladığını belirterek, işin uzmanlarının paylaşım ve tartışmalarında işin tüketici tarafının biraz boş geçildiğini düşündüğünü söyledi. Menlik, “Aslında gıda endüstrisine raf perspektifinden bakmadığınız zaman geriye dönük denklemlerde sıkıntıyla karşılaşıyorsunuz” dedi.

Oturumun konuşmacılarından Marka Stratejisti Aljan de Boer, ambalajın tüketici ile iletişim ile kurduğunu belirterek, günümüz market trendlerini paylaştı. Trendleri kullanmayı bilmiyorsanız onların faydasız olduğunu vurgulayan de Boer, dünyada çok fazla trend olduğunu kaydetti, günümüzün trendlerini “Yalınlık, Özgünlük ve Yeni Etkileşimler” olarak sıraladı. Günümüzde çok fazla seçenek bulunduğunu, birbiriyle rekabet eden markalar olduğunu belirten de Boer, şunları kaydetti:

“O zaman ilk olarak mümkün olduğunca yalın tutmalısınız. Web dünyası daha karışık.  İnsanlar çok fazla ürün olduğunu gördüğünde kafaları karışıyor. İşleri sade, yalın tutacağız ki insanlar doğru karar verebilsinler.

Ambalajda yalınlığı nasıl yakalayacağız? Resim olmadan sadece yazı karakterleri ya da sembollerle ürünlerinizi yalınlaştırabilir, bu şekilde diğer ürünlerden ayrışabilirsiniz. Süt satarken üzerine inek resmi koymak zorunda değilsiniz. Meyve suyunu satmak için portakal koymak gerekmiyor. Yeterince cesursanız daha az şeyle, daha fazla şey anlatabilir, yalın bir şekilde tüketicilerle bağ kurabilirsiniz.

Özgünlük, orijinallik; doğruyu yanlıştan ayırmak çok kolay değil. Tüketiciler maalesef kafaları karışık kişiler. İnsanların maruz kaldığı ortalama günlük 174 tane gazete var. Bunların çoğu kötü haberler. Hükümetler mutluluk arayışında. Dubai’de bir mutluluk bakanlığı bile var. Bu ortamda tüketici, ‘Benim kimliğime uygun ürün hangisi?’ diyor.

Kendinizle gurur duymalısınız. Ayağa kalkıp, ‘yıllardır doğadan gelen ürünler satıyorum’ demelisiniz. Maalesef insanlar birbirine ve ürünlere güvenmiyorlar. İnsanlar genellikle bildikleri markalarla muhatap olurlar. İnsanlar tedarik zincirinin kendilerine iletilmesinden mutlu oluyorlar.

El yazısını içeren karakterler markanın arkasında bir kimliğin durduğu hissini verirler. İkinci taktik mirasınızı, tarihinizi kullanın. ‘Biz 125 yıldır bu sektördeyiz, dedenizi de besledik’ mesajını verebilirsiniz.

Yeni bir ürün ise tasarımlarınızda eski görüntüleri kullanabilirsiniz. Biz otantiğiz, özgünüz mesajı verebilirsiniz.

Tüketici ambalajın içinde ne olduğunu bilmek istiyor. Kültürel mirası kullanarak, geleneksel bir görselle tüketicilerin kafasını meşgul edebilirsiniz.

Y Jenerasyonu

Ve üçüncüsü… Artık Y jenerasyonunun olduğu dönemdeyiz, milenyum dönemi, jenerasyonu diyoruz. Yaşayan en büyük nüfusu temsil ediyor bazı ülkelerde. Birbirini çok etkileyen bir jenerasyon. Biz bunlara ‘Eye People-göz insanı’ diyoruz. Sürekli akıllı telefonlarına bakıyorlar, birbiriyle iletişim halindeler. Y jenerasyonunun yüzde 60-80’i cep telefonlarından başka bir şeyle ilgilenmiyorlar.

Bunu ambalajlara, markalara nasıl uyarlayabiliriz? Twitter’dan bir imoji gönderiyorsunuz, pizzanız geliyor.

Ambalajda nasıl işe yarar? Pazara 3-5 yıl önce Q kodlar çıktı. Şimdi sanal gerçek kodları var. Bir başlıkla sanal gerçeklik üretiliyor ve size sanal bir deneyim yaşatıyor. Ürünü bitirip, kutuyu masanın üzerine koyuyorsunuz ama onunla oynamaya devam ediyorsunuz.

Ambalajın her yüzü birbirinden farklı olabiliyor. İçeriğini görebiliyorsunuz. Paket sıkıcı ise masadan kaldırıyorlar. Barkodları daha iyi hale getirirseniz masada kalmaya devam ediyor. Mesela ‘Kutunun altına bakmayı lütfen bırak’ yazıyor, sizinle konuşuyor. Ambalajları kullanarak selfie çekecek bir şey yapabilirsiniz.

Online dünyada kullanılan dili kullanan firmalar da var. Y jenerasyonunu kendinize çekebilirsiniz.

İnsanlar karışık tercihler karşısında şoka giriyorlar. Yalınlık, özgünlük çok önemli. Tüketicileri ile paylaşacağınız özgün yönlerinizi paylaşın. Son olarak Y jenerasyonunun isteklerini kullanın. Rafta seçilen olmak için en önemlisi inovasyonla devam etmektir.”

TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik başkanlığındaki oturumda Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Feyza Bayraktar, “Gıda: Beslenmenin psikolojisi”, Porter Novelli’den Wim Destrijker “Gelecek nesil için meyve suyu iletişimi” ve Anadolu Etap’tan Aslıhan Kaya “Sürdürülebilir tedarike yatırım yapmak” sunumlarıyla görüşlerini paylaştılar.

GIDAHATTI DERGİSİNİ ÜCRETSİZ İNDİRİN

android Apple

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir