Merkez Bankası Temkinli Davranmakla İyi Etmiştir

-

sevket ozugergin

Şevket Özügergin

 

Merkez Bankası’nın son kararından sonra da faiz konusundaki tartışmaların devam edeceğinden hiç kuşkunuz olmamalıdır. Ekonomi, esasında bir tercihler sistemidir. Değişik çıkarlar ve farklı öncelikler bakış açılarının ve beklentilerin de farklı olmasına yol açarlar. Ekonomi  yönetimleri  genelde olaylara daha tarafsız, daha uzun vadeli ve dış gelişmeleri de dikkate alan bir yaklaşımlarla bakarken, siyasi iktidarlar olumlu geri dönüşlerin kendi dönemlerinde gerçekleşmesine özen gösterirler.

Kapalı ekonomilerde Merkez Bankalarının işleri daha kolaydır.  Çünkü ekonomik parametrelerin birçoğu denetimleri altındadır, önlemlerde bir bütünlük sağlama olanağı daha fazladır. Faizleri ve döviz kurlarını belirlerken daha rahattırlar. Ancak küreselleşen dünyada bu rahatlık yoktur. Çünkü herhangi bir ülkede meydana gelecek bir olay diğer ülkeleri de etkiler. 2008 finansal krizinde bu gerçek çok daha iyi anlaşılmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ölçeğinde ekonomik faaliyetlere yön verme güçleri ya yoktur ya da oldukça sınırlıdır. Ekonomik büyümeleri için dış kaynaklara ihtiyaç duyan ülkeler, güçlü ülkelerin çizdikleri yolda yürümek zorunda kalırlar.

Türkiye, uzunca süredir faizin enflasyonun bir sebebi mi, yoksa sonucu mu olduğunu tartışmıştır. Faizin bir sonuç olduğunu savunanlar, faizin maliyet girdilerinden sadece biri olduğunu, enflasyonun aşağı çekilmesinden önce yapılacak bir faiz indiriminin olumsuz yönde etki yapacağını öne sürmüşler, karşı taraf ise  faiz indiriminin yatırımları, üretimi ve istihdamı arttıracağını ekonomiyi canlandıracağını savunmuşlardır.

Merkez Bankası’nın son ölçülü faiz indirim kararında, enflasyonun düşmeye başladığı ve bu düşüşün devam edeceği görüşünün hakim olduğu anlaşılmaktadır. Zaten önemli olan da, geleceğe dönük beklentidir. Enerji faturasının azalması sanayi üretimindeki gelişmeler ve % 4’lük 2015 yılı büyüme gerçekleşmesinin de kararda rol oynadığı düşünülebilir. Ancak Merkez Bankası’nın Ocak ayında yayımladığı enflasyon raporunda 2016 yılı enflasyonu % 7,5 ve 2017 enflasyonu % 6 olarak verilmiştir ki, her iki rakam da % 5’lik hedeflerin üzerindedir. Her halde enflasyonun alınacak önlemler ve dış gelişmeler sayesinde daha hızlı düşeceği tahmin edilmektedir. Bu arada, ucuz faizlerin talebi arttıracağı ve enflasyonu yukarı çekebileceği hususu da göz önünde tutulmalıdır.

Bazı kesimlerde  aşırı ucuzlayan faizin ülkeye döviz girişini azaltabileceği ve döviz fiyatlarını arttıracağı kaygısı bulunmaktadır. Çünkü ülkemizin her yıl yaklaşık 200 milyar dolarlık bir dış kaynağa ihtiyacı bulunmaktadır. Bu kaynağın bir bölümü dış borç ödemelerinde ve bir kısmı da iç yatırımların finansmanın da kullanılmaktadır. Döviz girişinin azalması ve maliyetinin yükselmesi sıkıntı yaratacaktır. Farklı görüşte olanlar ise, döviz fiyatlarındaki artışın ithalatı sınırlayacağı ihracatı teşvik edeceği, ithal edilen ürünlerin iç piyasada üretilmesini kolaylaştıracağı düşüncesindedirler. Elbette bu aşamada, ihracatın ithalata bağımlılığı ve ihracatın asıl sorununun teknoloji içermemesi olduğu konuları da tartışılmalıdır. Daha önce de söylediğimiz gibi, ekonomi tercihlere dayanır.

Faiz indiriminin, kredi faizlerine ne ölçüde yansıyacağı da bir başka tartışma konusudur.

Açıklamalara göre, bankaların sorunlu kredilerinde artış vardır. İflas erteleme başvuruları çoğalmaktadır. Turizm gibi bazı sektörlerdeki   sıkıntılar geri ödemeleri zorlayabilir.  Faizlerin düşüşü, mevduat hacmini  daraltabilir. Artan döviz fiyatları ve kurlarda ortaya çıkacak oynaklık yurt dışından sağlanacak döviz kredilerinin maliyetlerini ve risklerini arttırabilir. Bu durumda, kredi faizlerinin gerilemesi için, bankaların maliyetlerini azaltıcı önlemlere ihtiyaç olacaktır.

Bu bilgiler ışığında son faiz kararına baktığımızda şu tespitleri yapabiliriz.

İçeride gıda fiyatlarında gerileme, dışarıda petrol fiyatlarında düşüş, AB ve Japonya’da parasal genişlemenin sürmesi, FED’in faiz artışında acele etmeyeceğinin anlaşılması gibi nedenler ve piyasaların beklentisi bir faiz indirimini haklı kılıyordu. Tartışılan indirimin düzeyi idi. Böyle bir ortamda, Merkez Bankası, son kararıyla faiz koridorunun üst bandında 50 baz puanlık bir indirim yapmış ve üst bant 10,50’den 10’a indirmiştir. Alt bandı 7,25’te sabit bırakmıştır. 7,50 olan politika faizi ni ise değiştirmemiştir.

Piyasanın beklentisi 100 baz puana kadar bir indirimi fiyatlamaya hazırken, indirimin bu düzeyin altında kalması Merkez Bankası’nın temkinli hareket etme isteğinin bir göstergesidir. Kararda sıkı para politikasının süreceğinin vurgulanması da olumlu bir yaklaşımdır. Radikal bir indirimin  piyasalardaki bazı dengeleri bozabileceği düşünülmüş gibidir.  Ölçülü faiz indirimi piyasada ilk tepkisini göstermiş, doların değeri gerilerken, TL değeri artış göstermiştir.

Kuşkusuz Merkez Bankası ekonomiye tek başına yön verecek bir kuruluş değildir. Para politikası, ekonominin sadece bir parçasıdır. Alınan kararların olumlu sonuç vermesi, diğer ekonomik ve mali politikalarla desteklenmesine bağlı olacaktır.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, Merkez Bankası’nın bu kararı da elbette tartışılacaktır. Ancak, Banka’nın son yaklaşımı  ile, kararlarında iç ve dış ekonomik gerekçelere ve gelişmelere ağırlık vereceği ve gereksiz riskleri almayacağı yönünde bir izlenim verdiğini söyleyebiliriz.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir