İkinci kuşak Almanyalının büyük başarısı

-

muge-akgun-2

Müge AKGÜN

 

Dünyanın ilk ve tek Michelin yıldızlı engelli restoranının şefi Serkan Güzelçoban ve Handicap restoranın başarı öyküsü masal gibi insanın içini ısıtıyor…

İki hafta kadar önce Salt Galata’daki Omnivore yemeği sırasında Hamburg’ta yaşayan Kitchen Guerilla’nın kurucuları Koral ve Onur Elçi kardeşlerle karşılaştım.

Bir süre sohbet ettikten, yakında İstanbul’da yapacakları etkinliklerin müjdesini verdikten sonra “Sizi çok özel bir şefle tanıştırmak istiyoruz” dediler. Ve tanıştırdılar: Dünyanın ilk ve tek Michelin yıldızlı engelli restoranının şefi Türk Serkan Güzelçoban. Ve sonra cümlenin gerisini de ben tamamladım. Yani Michelin yıldızı alan ikinci Türkiye kökenli şef.

Konuşurken gözlerinin içi gülen Serkan şefle kalabalık ve gürültü arasında o gece çok fazla sohbet edemedik ama sonrasında uzun uzun yazıştık. Haklarında çıkan yazıları, okudum. Ve beni gerçekten çok heyecanlandıran bu masal gibi başarı öyküsünü sizlerle paylaşmak istedim..

13 YAŞINDAN BERİ MUTFAKTA

31 yaşındaki Serkan Güzelçoban, ikinci kuşak Almanyalı. Anne ve babası Denizli Tavas ilçesi Karahisar köyünden. Serkan, Stuttgart’ta doğup büyür. Lise mezunu, evli ve üç çocuğu var.

Serkan, 13 yaşında aile dostlarının restoranında hafta sonları harçlığını kazanmak için mutfakta bulaşıkçı olarak çalışmaya başlar. Liseyi bitirdikten sonra mutfağı çok sevdiğini düşünür ve meslek olarak edinmeye karar verir.

2001- 2004 arası şeflik eğitimleri alır ve başarıyla bitirir.  İş bulması, kendini kabul ettirmesi hatta staj yapması bile hiç kolay olmaz. Stuttgart’ın neredeyse tüm otellerine başvurur ama her yerden ret gelir.

Yine imdada bir başka aile dostları yetişir, bir yıl onların restoranlarında staj yapar. Sonrasında aralarında Michelin yıldızlıların da olduğu bir çok iyi restoranda çalışır, kendini geliştirir, kabul ettirir.

2009 yılında büyük bir sanayi kuruluşu olan aynı zamanda otelcilik de yapan Würth Group’a ait Zweifligen kasabasındaki Wald & Schlosshotel’de yardımcı şef olarak çalışmaya başlar.

Bir süre sonra Serkan’a yarım saat uzaklıktaki bir diğer otellerinin restoranının şefliğini üstlenmesini teklif ederler. Hotel Anne-Sophie, Almanca söylenişiyle ‘Besondere’ yani ‘özel’ bir oteldir. Serkan bu güne dek böyle bir sınıflama duymadığı için karar vermeden önce gidip otele bakmaya karar verir.

Küçük bir kasaba olan Künzelsau’da 2003 yılında Würth Group Başkanı’nın eşi Carmen Würth tarafından açılan Anne-Sophie bir engelli otelidir ve çalışanlarının üçte biri de engellidir. Carmen Würth’ün böyle bir otel açmasının en büyük nedeni kendi çocuklarının da engelli olmasıdır.

Kimi down sendromlu, kimi öğrenme güçlüğü olan otel çalışanlarının performansı, enerjisi Serkan Güzelçoban’ı çok etkiler. İşi kabul eder. Mutfak ekibini yeniden kurar. Her şeyi sil baştan yeniden öğretir. İki yıl çılgınca bir tempoda çalışırlar. 2011’de Anne-Sophie Restaurant Gault Millau’dan 13 puan alır. Ertesi yıl Bib Gourmand’a girerler.

ÇOK KOMİKSİN, ADI ENGELLİ OLAN RESTORANA KİM GELİR?

Serkan şef, “Madem ki engelsizler ve engelliler bu kadar iyi yemek ortaya çıkarıyor, sesimizi duyurmak için daha farklı bir şeyler yapmalı, onlara hak ettiği saygıyı vermek için dünyanın en iyi restoranlarının arasına girmeliyiz” der.

Adı ‘Handicap/ Engelli’ olan yemekleriyle de iddialı bir restoran daha açma fikrini dillendirdiğinde birçok arkadaşı, tanıdığı güler, dalga geçer. Aslında Serkan’ın azminin ve uğraşının bir diğer nedeni de Hamburg’taki Le Canard Nouveau’nun şefi Ali Güngörmüş’ün dışında dünyaca ünlü ve Michelin yıldızlı bir Türk şef olmamasıdır.

Carmen Würth de projeyi destekleyince 2013 yılında otelin ikinci restoranı ‘Handicap’ açılır. Ancak küçücük kasabada insanlar pek dışarıda yemek yemeğe alışkın olmadığı için kimi zaman bir iki masayla, kimi zaman da geceyi boş kapatırlar.

‘Handicap’, yavaş yavaş gazetelerde dergilerde haber olmaya başlar. Bir engelli restoranı açıldığını okuyanlar, merak edip gelmeye başlarlar. Ağızdan ağıza restoranın yemeklerinin de çok iyi olduğu yayılınca yavaş yavaş rezervasyonalar artar.

7 Kasım 2014 akşamı kalabalık özel bir organizasyon yemeği sırasında koşuştururken Serkan’a bir telefon gelir. Arayan Serkan’ın bir arkadaşıdır ve telefonda “Michelin Yıldızı aldınız” diye bağırmaktadır. Serkan ilk anda aklından kendine şaka yapıldığı geçer. Zaten hemen internete girip Michelin sitesinde adlarını gözüyle görene dek de inanmaz.

Değerlendirmede “Serviste ve mutfakta engelli personelin de çalıştığı restoranda yemeklerin sıra dışı lezzette olduğu yazmaktadır. Sakin bir köşeye kaçıp çığlıklar atarak karısına müjdeyi verir. Yemek sona erdikten sonra da bu muhteşem haberi ekiple paylaşır. Gece yarısı şampanya açıp olayı kutlarlar.

Bir çok ünlü şef o yılın en anlamlı seçiminin ‘Handicap Restaurant’ olduğunu söyler. Dünyanın dört bir yanından insanlar restorana gelmeye başlar. 2015 yılında da yıldızları onaylanır.

Serkan Güzelçoban bugün dünyada engellilerle çalışarak Michelin yıldızı almış ilk ve tek şef. Dünyada  Michelin yıldızlı ikinci Türkiye kökenli. Bir diğer ilginç nokta ise Michelin yıldızlı iki Türk şefin de Almanya’da yaşayan, ikinci kuşak arasından çıkması.

Almanya’ya göçmen olarak gidip yaşamlarını sürdürenler büyük zorluklar çektiler, acılar da yaşadılar, hala da sorunlar bitmiş değil. Ama böylesi başarı ve topluma entegrasyon örneklerine hem Türkiye’nin, hem de Almanya’nın, hatta tüm Avrupa’nın çok ihtiyacı var. Umarız sayıları her geçen gün artar…

http://www.radikal.com.tr/

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir