Gıda enflasyonuna karşı ‘Milli Tarım Reformu’

-

“Yağmadan kurtardıkları 184 ovayı tarımsal sit alanı ilan edeceklerini” bildiren Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik, “Ekilmedik bir karış yer bırakmayacağız” dedi.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, tarımda hem hayvansal, hem de bitkisel üretimde yeni bir sisteme geçiyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in ‘Milli Tarım’ dönemi diye açıkladığı ve 2017 yılında uygulamaya gireceğini belirttiği projeye göre Türkiye “Yetiştirici Bölgesi”, “Besi Bölgesi” “Süt ve Sanayi Bölgesi” olmak üzere 3 bölgeden oluşacak.

Bitkisel üretimde havza bazlı üretim modeline geçilecek. Bakan Çelik bunun için 941 havza belirlediklerini belirterek, “Bu havzalarda belirlenen ürünler ekilecek. Hangi bölgenin hangi ürüne uygun olduğu belirlendi. Bu ürünleri ekmeyenler destekten yararlanamayacak. 2017-2018 yılında artık üretici neyi, ne zaman, nasıl ekeceğini ve ne imkanı elde edeceğini bilecek. Yaygın bir eğitim faaliyeti Türkiye sathında yürütülecek. Hedefimiz neye ihtiyacımız varsa onu üretmek. Bundan sonra devlet önerecek, çiftçi yetiştirecek” dedi. Çelik, bu sisteme geçiş ile tarımsal hasılatta 11 milyar liralık artış beklediklerini kaydetti.

20 damızlık çiftliği kurulacak

Hayvancılıkta da ithalat yerine yerli üretime ağırlık verilecek. Bakan Çelik, ülke olarak 500 bin hayvan ithal edildiğini belirterek, ithalata dayalı bir hayvancılık anlayışını ortadan kaldıracaklarını, buna yönelik de damızlık çiftlikleri kurulacağını açıkladı. Bu konuda altyapı eksikliklerinin tamamlandığını, damızlık çiftliklerinin özel ve kamu tarafından kurulacağını dile getiren Çelik, “İlk etapta 20 adet damızlık çiftliği kurulacak. Bu çiftliklerin, yarısı erkek, yarısı dişi olacak. Erkekler besi, dişiler süt ve damızlık için kullanılacak. Hayvancılık yapacakların bu merkezlerden istediği cins ve ırk hayvanı seçip alacak. Küçükbaş için de benzer merkezler kurulacak” açıklamasını yaptı.

25 il hayvan yetiştiriciliği bölgesi ilan ediliyor

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik’in verdiği bilgiye göre yaklaşık 25 il hayvan yetiştiriciliği bölgesi ilan edilecek. Oralarda yem bitkilerine çok ciddi destek verilecek. Doğu Anadolu başta olmak üzere, önce 50 bin, sonra 300 bin damızlık hayvan sisteme sokulacak. Böylece bir tarafta yetiştirici bölgesi, bir tarafta besi bölgesi, bir tarafta da süt ve sanayi bölgesi olmak üzere Türkiye üç bölgeden oluşacak.

Meralar üreticilere 20 yıllığına verilecek

Bakan Çelik, ülke hayvan varlığı oluşturulurken yem fiyatlarınının da aşağı çekileceğini belirterek, bunu nasıl yapacaklarını şöyle açıkladı: “Havza bazlı üretimine, yem bitkilerini de dahil ettik. ‘Türkiye’nin her yerinde ekebilirsiniz bunları’ dedik. Ayrıca meraların vatandaşa, hayvancılık yapanlara verilmesi gündemde. Meraları ıslah etmesi kaydı ile merayı tahsis edeceğiz. Köy, hayvancılık yapıyorsa, öncelikli olarak onlara verilecek. Yapmıyorsa, başka üreticilere 20 yıllığına verilecek. Böylece, hem yem fiyatları düşecek, hem de meralar iyi ve verimli kullanılacak.

‘Şap’a karşı ‘şaptan ari bölge’ ilan edilecek

Çelik, hayvancılıkla ilgili diğer bir projenin de şap hastalığı ile mücadele olduğunu belirterek, bu kapsamda “şaptan ari bölge” ilan edileceğini söyledi. Çelik, Antalya’dan Sinop’a bir hat çekerek, bu hattın batısında kalan her yeri, şap hastalığına karşı ari bölge ilan edeceklerini söyledi. Hayvan geçişleri için de üç merkez konulacağını belirten Çelik, “Bu merkezlerdeki kontrollerden sonra batıya geçişlere izin verilecek. Bu bölgede arilik sağlandıktan sonra doğu için de aynı karar alınacak” dedi.

184 ova tarımsal sit alanı olacak

Şu an Türkiye’de yağmadan kurtarılan 184 ovayı tarımsal sit alanı ilan edeceklerini de belirten Çelik, “Ekilmedik bir karış yer bırakmayacağız. Tarımsal verimlilik için bu şart” diye konuştu.

İzmir “Süt ve Sanayi Bölgesi’ olarak ilan edilmeli

Bakanlığın ‘Milli Tarım’ projesine ilişkin değerlendirmede bulunan Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, Türkiye’de 22 ilin hayvan yetiştiriciliği bölgesi olarak ilan edilmesiyle birlikte, bu illerde yem bitkilerine ciddi destek verilmesinin çok doğru bir uygulama olduğunu ifade etti. İzmir’in Türkiye’nin en çok süt üreten bölgesi olmasının yanı sıra verimlilik ve kalite konusunda da Avrupa standartlarına ulaştığını belirten Eskiyörük, “Sayın Bakanın açıklamasına göre, yeni dönemde Türkiye, Yetiştirici Bölgesi, Besi Bölgesi, Süt ve Sanayi Bölgesi gibi üç bölgeden oluşacak. İzmir Türkiye’de üretilen sütün yüzde 10’unu karşılaması, soğuk zincirde yüzde 80 seviyesinde olması ve süt konusunda Türkiye’nin en büyük sanayicilerini bünyesinde barındırmasıyla süt hayvancılığı açısından büyük potansiyele sahiptir. Bu özellikler doğrultusunda Süt ve Sanayi Bölgesi konumuyla değerlendirilmeye alınmalıdır” dedi. Eskiyörük, bundan sonrası için stratejik yönden üzerinde çalışmaları gereken konunun bu bölgede süt ve süt ürünleri sanayiinin planlı biçimde geliştirilmesi olduğunu belirterek, “Artık süt sektöründe katma değerli üretim ve sanayii ön plana çıkarmalıyız. Biz üretici temsilcileri olarak yeni dönemde üzerimize düşeni fazlasıyla yapmaya hazırız” dedi.

‘Üretimi teşvik etmeyecek, sonuç yine hüsran olacak’

Bursa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Anıl da projenin üreticilere danışılmadan hazırlandığını belirterek, “Ne hikmetse hiçbir yetiştiriciye ‘biz şunu düşünüyoruz, uygulamada ne sıkıntı var’ sormuyorlar. Fikir alınmadan yapılan her şey başarısız olur. Devletin malı deniz, yemeyen keriz. Kar olsa ne olacak, zarar olsa ne olacak. Proje yapılıyor, başarısı izlenmiyor, salla gitsin. Akan bu suların hepsi büyük göllerde toplanıyor. Büyük kurumlar bütün alın terimizi, devletin harcadığı paraları topluyor, ondan sonra vatandaş ucuz ürün alamıyor. Devlet de ‘ben proje yaptım’ diyor. Projenin doğru gelen yanı yok. Defalarda öneri sunduk, ciddiye alan yok. Bursa’da ne kadar süt işletmesi varsa zarar ediyor. Besi ili diyor, nasıl üreteceksin, besi materyali nerede. Gerçek köylü üretmediği müddetçe şehirdeki insan ucuz yiyemez. Bu proje de üretimi teşvik etmeyecek. Sonucu çok net görüyorum, iddia da ediyorum, sonuç yine hüsran olacak. Kim biliyor projeyi? Detayları kim hazırlayacak? Hangi yetiştirici sahiplenecek?” şeklinde konuştu.

TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran- Symes ev sahipliğinde ve Bakan Faruk Çelik’in katılımıyla ‘Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı’ gerçekleşti. Konferansta paylaşılan ve yine aynı başlıkta hazırlanan raporda gıda enflasyonu sorununu derinleştiren sorunlar ile kısa ve orta vadede çözüm önerilerine yer verildi. Dünyada gıda fiyatlarının 2014 yılından itibaren düşüş trendine girdiği, ancak Türkiye’de tam tersi bir trendin mevcut olduğunu hatırlatan rapora göre, gıda fiyatlarındaki artışın yol açtığı enflasyon, genelin yaklaşık yüzde 30’una denk geliyor. Bu enflasyonun en çok alt ve orta gelir gruplarını etkilediğini ve yoksul kesim üzerinde bir yük oluşturduğunu söyleyen rapor, bu yılın ikinci çeyrek enflasyon rakamlarında gözlemlenen gıda fiyatlarındaki düşüşün kalıcı olması için sektörün yapısal sorunlarının çözülmesi gerektiğine işaret ediyor. Buna göre ortaya çıkan başlıca sorunlar artan üretim maliyeti, arz açığı, ihracat arzı (yaş sebze-meyve), dünya piyasalarından yalıtım ve ürün zincirlerinde eksik ve aksak örgütlenme şeklinde sıralanabilir. Çözüm ise ‘genel destekleme politikası’, ‘hayvancılık destekleri’, ‘tarımsal örgütleme’ ve ‘tarımsal pazarlama’ konularında gidilecek birtakım politika değişikliklerinde yatıyor.

Gelir ödemesi sistemine geçiş hızlandırılmalı

Raporda, genel tarımsal destekleme politikası olarak önce bölge daha sonra havza tabanlı ekim alanı ve verim verileri ile çok yıllık ortalama fiyatlara dayalı gelir tahminlerinden yola çıkarak ayrıntılarıyla çalışılacak bir destekleme sistemi öneriliyor. Gelir ödeme sisteminin ürün, bölge ve kaliteye göre farklılık gösterecek biçimde yeniden düzenlenmesinin uygulamayı kolaylaştıracak bazı temel ürün borsalarını canlandıracağı ve ürün kayıtlılığını artıracağı da raporda vurgulanıyor. Yakın vadede işletme tabanlı gelir ödemesi sistemine geçişin hızlandırılması da raporda altı çizilen en önemli hususlardan biri. Öte yandan raporda hayvancılık sektöründe hayvan sağlığını da gözetecek şekilde girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarını göz önüne alan sade bir destekleme politikasının gerekliliği de özellikle vurgulanıyor. Rapora göre, bu çerçevede özellikle damızlık ihtiyacını karşılayacak büyük işletmelerin kurulması, ortalama işletme büyüklüğünü artırmaya yönelik önlemler ve üretim artışını ve ihtisaslaşmayı destekleyecek yatırım desteklerini içermesi vazgeçilmez görülüyor.

Et ve süt hayvancılığı ayrı ayrı incelensin

Kısa dönemde et arzındaki sorunları ortadan kaldırmak için de damızlık ve besilik canlı hayvan ithalatının sürdürülmesi, yurtiçi maliyetlere göre gümrük tarifelerinin aşağıya çekilmesi, eş zamanlı olarak yurtiçinde bu hayvanların üretiminin yükseltilmesi tavsiye ediliyor.

Destekleme ödemelerinin bahsedilen üretim artışını desteklemek üzere olabildiğince sadeleştirilmiş şekilde hayvan başına maliyetleri gözeterek tek ödeme olarak uygulanması, bu desteklerin etkisi ve uygulanabilirliği açısından olumlu olacağına dikkat çekiliyor. Rapor, et ve süt sektörünün birbirine olan olumsuz etkisini en aza indirgeyebilmenin ancak et ve süt hayvancılığının ayrı ayrı geliştirilmesi ile olacağını söylüyor.

Kooperatif bankacılığı çağrısı Tarım sektöründe sınıflandırılması güç bir örgütlenme yapısının mevcut olduğuna değinen raporda, bu konuyla ilgili mevzuatın yenilenmesi gerektiği belirtiliyor. Öneri ise, ‘tarımsal üretim veya üretici gücünü artırmaktan farklı kaygıları olmayan, üretici odaklı ve sayısal çokluktansa, etkinlik hedefli yeni bir model’. Ayrıca kooperatif bankacılığının başlatılması ve yaygınlaştırılmasıyla tarımsal örgütlerin finansman sorununun en aza ineceği savunuluyor. Ayrıca denetim ve bildirimlerin artırılması yoluyla, haksız rekabet ve kayıtdışılığa neden olan hal dışı satışların engellenmesi için önlemler alınması gerektiğinin de altı çizildi.
Tarımsal ürünler için pazarlama kanalının uzunluğuna da dikkat çekilen raporda, topraktan tezgaha giden süreçte aracıların çokluğu ve her bir aracının kendi gelir ve kar marjı hedefleri nedeniyle fiyatların arttığına dikkat çekildi. Raporda bitkisel ürün üreticilerinin doğrudan pazara girmesi ve pazarlama faaliyetlerini yürütmesinin kendisi için olduğu kadar tüketici için de önemli bir kazanç olabileceğine değinildi.

“Sorun üreticide değil aracılarda”

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, konferansta yaptığı konuşmada önümüzdeki dönem açıklanacak Milli Tarım Politikası çerçevesinde atılacak adımları anlattı. Çelik, gıdanın temel kaynağının toprak olduğuna dikkati çekerek, üzerinde tarım yapılan her karış toprağın milli bir servet olduğunu, Bakanlık olarak ekilmedik bir karış toprak bırakmayacaklarını belirterek, boş toprakların üretime kazandırılması konusunda yasal düzenlemeyi hazırladıklarını ve Başbakanlığa gönderecekleri bilgisini verdi. Çelik, şu an Türkiye’de 184 ova belirlediklerini ve bu ovaları tarımsal sit alanı ilan edeceklerini belirterek, gıda enflasyonuyla ilgili şöyle konuştu: “Gıda fiyatlarını belirleyen sadece arz-talep dengesi değil, bunu özellikle görmemiz gerek. Özellikle kısa ve orta vadeye baktığımız zaman, fiyatları etkileyen aracılar, perakende sektörü, petrol ve birçok ürün fiyatları, küresel ve yerel krizler, spekülatörler ve spekülasyonlar var, birçok neden sayabiliriz. Bu faktörlerin gıda fiyatlarında belirleyici olduğu, arz talep dengesinin önüne geçtiğini net şekilde söylemek gerek. Merkez Bankası’nın sekreteryasında yeni bir komite dizayn edildi ve bu çerçevede gıda fiyatlarında arz-talep dengesi dışındaki etmenlerin çözülmesinin kolaylaşacağı yönünde yeni bir yapının oluştuğunu burada belirtmek istiyorum.”

Tarımda teknoloji ve Ar-Ge vurgusu

Konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes, 2050 yılında son bin yılda üretilenden daha fazla gıda üretilmesi gerekeceğini hatırlatarak, gıda verimliliğinin önemine vurgu yaptı. Gıda ve tarım sektörünün gelişiminin sanayi politikalarından ya da ekonominin dinamiklerinden bağımsız düşünülemeyeceğine değinen Başaran, şu ifadeleri kullandı: “Teknolojinin ve yenilikçiliğin, sektörün tüm tedarik zincirinde, verimliliği en üst seviyeye çıkaracak şekilde kullanılması artık tüm ülkeler için stratejik öneme sahip. Özel sektörün tarım ve gıda sektöründe teknolojinin kullanılması konusunda rolü kuşkusuz çok açık. Bu alandaki Ar-Ge çalışmalarına daha çok yatırım yapmamız gerekiyor. Teşvik mekanizmalarını bunu cazip kılacak yönde mutlaka geliştirmeliyiz. Öte yandan, düşük ölçek ekonomisini dikkate alarak, Ar-Ge’de kamu-özel sektör işbirliğini mutlaka güçlendirmeliyiz. Sektörün rekabet gücünün artırılması hedefiyle belirlenmiş bir gıda sanayi stratejisini oluşturmalıyız. Türkiye’deki tarım alanları 2002-2015 yılları arasında % 6.4’e yakın bir küçülme yaşadı. Tarım arazilerinin farklı amaçlarla kullanılmasında sektörün dinamiklerinin de dikkate alınması kritik öneme sahip. Diğer yandan arazi toplulaştırma çalışmaları gibi, ölçek ekonomisine yönelik politikaların da etkili bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor.”

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın