Ekonomiye Dönme Zamanıdır

-

Şevket Özügergin

 

Seçimlerin sonuçları açıklandı. Türkiye yeni bir yönetim biçimini onayladı. Belirsizlik, önümüzde daha yerel seçimler bulunduğu dikkate alınırsa, bir ölçüde ortadan kalktı. Muhtemelen yeni bir ekonomi yönetimi ve yeni ekonomi politikaları dereye girecek. Çünkü ekonomik sorunlar birikmiş olarak ortada duruyor. Aslına bakarsanız, sorunların çözüm yolları da belli. Aylardır, ekonomistler bu çözümleri tartışıyor ve önlemlerin gecikmeden uygulamaya konulmasını  tavsiye ediyor.

Bu gün de aynı noktadayız.

Uzun süredir ekonomiye yön veren kurumların bağımsızlığı tartışılmaktadır. Kurumların, siyasi otoritenin  müdahalesi ile karşılaştığı ve böyle bir ortamda küresel ve yurt içi gelişmelerin gerektirdiği önlemleri alamadığı veya geç kaldığı iddia edilmektedir. İç ve dış yatırımcı bu durumdan olumsuz yönde etkilenmektedir. Öncelikle kurumların bağımsız hareket edebileceği bir düzenleme yapılmalıdır.

Ekonomiye en çok zarar veren gelişme kur artışları veya Türk lirasının değer kaybıdır. Kur artışları, enflasyonu kontrol altına almayı zorlaştırmaktadır. Türk sanayi, tarımı, ihracatı ve bir ölçüde hizmet sektörü ithalata bağımlıdır. Kurların yükselmesi ithalatı pahalı hale getirmekte, maliyetleri yükseltmekte ve nihai ürünlerin rekabet şanslarını ortadan kaldırmaktadır. Bununla da kalınmamakta, dış kaynağın bol ve ucuz dönemlerinde yapılan borçlanmanın geri ödenmesinde zorluklarla karşılaşılmaktadır. Amerikan ekonomisinde enflasyon oranının hedefine ulaşılması, işsizlik oranının düşmesi, istenilen büyüme hızının yakalanması ve faiz hadlerinin yükselmesi gibi olumlu gelişmeler, gelişmekte olan ülkelere yönelik kaynakların yeniden ABD’ye yönelmesine yol açmaktadır. FED bu yıl içinde dört kez faiz artışına gidecektir. Avrupa Birliğinde de parasal genişleme dönemi sona erecektir. Yani dış kaynak bulmak artık kolay değildir.

Türkiye’nin daha fazla gecikmeden kaynaklarını reel sektöre, üretim ekonomisine  yönlendirmesi şarttır. Yüksek katma değerli ürünler üretmesi, rekabet gücünü arttırması, ihracat kalemleri içindeki ileri teknoloji payını yükseltmesi kaçınılmazdır. Bunun için de daha fazla dış kaynağa ihtiyaç duyacaktır.

OPEC ve OPEC’e üye olmayan ülkeler petrol üretimindeki kısıtlamaların süresini uzatmışlardır. Petrol fiyatları zaten yükselme eğilimindedir. Ülkemiz ise petrol ithalatçısıdır. Kur artışları enerji bütçesini zorlamaktadır.

Önümüzdeki dönemde makul bir büyüme hızı ile hareket etmek, kaynakları rasyonel kullanmak, kamu harcamalarında tasarrufa gitmek gerekecektir. Seçim hazırlıkları döneminde kamudan verilen desteklerin yerine konulması söz konusu olacaktır. Bundan böyle de, ilave talep yaratacak önlemler ya dış borcu arttıracak ya da bütçe açığına yol açacaktır.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle ülkemizin dış kaynağa olan ihtiyacı açıktır. Büyümesi, cari açığını kontrol edebilmesi, dış ticaret  dengesini  sağlayabilmesi  önemli ölçüde yurt dışından gelecek yatırımlara bağlıdır. Yabancı yatırımcı ise, güven, istikrar, karlılık, bağımsız hukuk, demokrasi gibi değerlerin varlığını istemektedir.

Dış kaynağın üçte ikisi Avrupa menşelidir. İhracatımızın yarısı Avrupa’ya yöneliktir. Aramızda revizyon bekleyen Gümrük Birliği Anlaşması ve nihai hedef olan ortaklık anlaşması vardır. Hal böyle olunca AB ile ilişkilerimizi karşılıklı çıkara dayanan bir işbirliği haline döndürmemiz  kaçınılmaz hale gelmektedir

ABD ile Çin arasında başlayan, daha sonra Avrupa’yı da içine alan ticaret savaşları giderek yayılmaktadır. Türkiye de ABD’ye karşı kısıtlayıcı önlemler almaya başlamıştır. Yeni bir korumacı anlayış, serbest ticareti tehlikeye düşürmektedir. Rekabet gücü çok fazla olmayan, vazgeçilmez ürünleri kıt olan, dışa bağımlı Türkiye gelişmeleri dikkatle takip etmelidir.

Dediğimiz gibi, ekonomik sorunlarımızı ve çözüm yollarını biliyoruz. Şimdi beklenen ,çözümlerin bir an önce ve sadece ekonomik gerekçelere dayandırılarak uygulamaya konulmasıdır.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir