COP21 Gıda Sektörü İçin Ne Anlama Geliyor?

-
COP21 Gıda Sektörü İçin Ne Anlama Geliyor?

COP21 Gıda Sektörü İçin Ne Anlama Geliyor?

Dünya, sonunda Paris’te yapılan COP21 toplantısında karbon salınımları konusunda bir anlaşmaya vardı. Peki, bunun gıda üzerindeki etkisi ne olacak?

Bakanlar üzün süren görüşmeler sonucunda küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmak üzere anlaştı. Konuyla ilgili imzalanan 32 sayfalık “Paris Anlaşması” bu konuda alınacak önlemleri içeriyor. 195 ülkenin imzaladığı anlaşma özetle şunu söylüyor:

“Bu anlaşmanın temel amacı bu yüzyılda yaşanacak sıcaklık artışının 2 derecenin mümkün olduğunca altında tutmak, hatta artışı sanayileşme öncesi döneme göre 1,5 derece ile sınırlandırmaktır.”

Bu hedef konunun işin azaltma kısmı. Bunun yanında gelişmekte olan ülkelere aktarılacak 100 milyar dolarlık bir fonu da içeren uyum süreci ile ilgili taahhütler de COP21’de yer alıyor. Yine özetle “Bu anlaşma iklim değişiminin etkileri ile başa çıkabilme yetisinin iyileştirilmesini amaçlamaktadır”.

Oyunun kurallarını değiştirecek anlaşma

Ayrı ayrı işletmeler için bu çok fazla şey ifade etmeyebilir, ancak anlaşma gıda sektörünün tamamı düşünüldüğünde ciddi bir adım. İngiliz gazetesi The Guardian’ın Paris görüşmelerinden sonra yazdığı şekliyle, küresel gıda sistemi “iklim değişiminin hem kötü adamı, hem kurbanı” konumunda.

Gıda sektörü kötü adam konumunda, çünkü gıda tüketimi küresel karbon salınımının beşte birine karşılık gelmekte. Ancak büyük oyuncular COP21’i göz ardı etmek yerine, aksine ellerini taşın altına koymayı tercih ettiler.

Örneğin dünyanın en büyük on dört gıda firması, sera gazı salınımı konusunda küresel bir anlaşmaya varılmasını sağlamak için bir araya geldiler. Unilever, General Mills, Mars International, Nestle USA ve başka 10 firma rekabeti bir yana bıraktılar ve iklim değişiminin “çiftçiler ve tarım için kötü olduğunu” vurgulayan ortak bir bildiri yayınladılar.

Bildiride şu cümlelere yer verildi: “İklim değişimi sonucunda devlet, sivil toplum ve sektör olarak hepimizin daha az kaynakla daha fazlayı yapması gerekecek.  Bizim gibi şirketler için bu, daha küçük bir yerde, daha az doğal kaynak kullanarak, daha fazla gıda üretmek anlamına gelecek. Eğer şimdi harekete geçmezsek yalnızca bizim değil geleceğin de refahını tehlikeye atmış olacağız.”

Ağaçlandırma konusunda çalışmalar

Paris’te verilen taahhütler karbon salınımıyla sınırlı kalmadı. Palm yağı, soya ve sığır yetiştiriciliği gibi alt sektörlerin çevresel etkileri de Paris’te gündeme geldi. Taraflar öncelikle ormanlık alanlardaki küçülmeyi durdurma, 2050’ye kadar da bu alanları yeniden 1990’daki boyutlara genişletme planını dile getirdiler. Orman alanlarının küçülmesinin salınımdaki artışın %10-15’inden sorumlu olduğu bildirildi.

İngiltere’deki Tüketiciye Yönelik Ticari Mallar Forumu’nun eş başkanları Marks and Spencer ile Unilever, bazı malları sadece iklim ve orman konusunda önemli girişimlerde bulunan bölgelerden temin etmeyi içeren yeni bir “üret ve koru” yaklaşımı doğrultusunda çağrı yaptı.

Dünya Yaban Hayatı Vakfı (WWF) ticari mal uzmanlarından biri olan Dr. Emma Keller bu tür yaklaşımların sürdürülemez ve sorumsuzca yapılan üretimin ortadan kaldırılması yönünde iyi adımlar olduğunu belirtti.

Gıda sektörünün kötü adamlıktan kahramanlığa terfi etmesi için daha çok yol alması gerekiyor, ancak önde gelen bazı STK’ların görüşü büyük firmalarından bazılarının bu konuda uyanmaya başladığı yönünde.

BM Dünya Gıda Programı ve İngiliz meteoroloji dairesi Met Office tarafından yapılan Gıda Güvencesi ve İklim Değişikliği Hassasiyet Haritası önümüzdeki zorlukları sert bir şekilde ortaya koyuyor. Met Office’den İklim Güvenliği Bilimsel Yöneticisi Kirsty Lewis’e göre bu çalışma iklim değişikliğinin etkilerinin boyutunu ve coğrafyasını gözler önüne sererken, uyum ve azaltma çalışmalarının az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanabilecek gıda güvencesi sorunlarına nasıl çözüm getirebileceğini ortaya koyuyor.

Sektör Yardım İstiyor

Ancak sektör bu konuda tek başına hareket edemez. Gıda firmaları tarafından verilen büyük sözler COP21’de hükümetlere bir şeylerin değişmesi gerektiği sinyalini verdi.

Birçok öncü firma sürdürülebilir gıda sistemlerini zorunlu kılan yasaların artırılması gerektiğini vurguladı. Nitekim WWF ve Gıda Etiği Konseyi’nin bu yıl yayınlamış olduğu bir rapora göre de firmalar sürdürülebilir gıda sistemlerini artıran mevzuata sıcak bakıyorlar. Raporda görüşü alınan sektör temsilcilerinden biri aşağıdakileri söylüyor:

“Bir iş, ortaya çıktığı ortamda yürür. Mevcut iş çevresinde optimum model karlılığın artırılması üzerine kuruludur. Kazançlı bir iş, içinde bulunduğu ortamda başarılı olan uygulamaları kendiliğinden terk etmez.”

COP21’in dünyanın nasıl yediğini, çalıştığını, seyahat ettiğini ve yaşadığını nasıl değiştireceği henüz belli değil. Ancak salınımlar konusundaki diğer uzun vadeli planların aksine COP21 değişimin izlenebilmesine olanak tanıyan yeni bir değerlendirme süreci öneriyor.

Her beş yılda bir, Paris’te kabul edilen salınım miktarları yönündeki ilerleme değerlendirilecek. Bu değerlendirme yasal olarak bağlayıcı olacak ve ülkeler her değerlendirmeden sonra daha uzak hedefler belirleyecek. Sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutabilmek için “ya hep ya hiç” yaklaşımını benimseyen bu mekanizma, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, örneğin et tüketiminin azaltılması gibi daha zor hedeflere de zemin hazırlayacak.

 

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir