Çocukları steril yetiştirmenin riskleri neler?

-
Çocukları steril yetiştirmenin riskleri neler?

Çocukları steril yetiştirmenin riskleri neler? Bu soruya yanıt veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara, steril yetiştirilen çocukların gelecekte çok ciddi rahatsızlıkları yaşama riskinin artacağını söyledi, “Anne karnındaki bebeğin steril olmadığını görüyoruz” dedi.

4. Fetal Hayattan Çocukluğa İlk 1000 Gün Gebe ve Çocuk Beslenmesi Kongresi 5.oturumunda Probiyotikler konuşuldu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.Cumhur ÖZKUYUMCU ve Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Prof. Dr. Yaprak ÜSTÜN’ün yönettiği oturumda Probiyotikler ele alındı.

Anne karnındaki bebek steril mi?

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ateş KARA, ABD’de 7 çocuktan birinin astım olduğunu kaydederek şöyle konuştu: “Dünyanın her yerinde dominant yaşam noktasında mikroorganizmalar var. Okyanusların en derin ve basıncın en yüksek olduğu yerlerde bile bakterilere rastlıyoruz.

Ateş-Kara-2-gidahattiHepimiz karbon bazlı canlılarız. Biz onları gördüğümüzde şaşkınlık içerisindeyiz onlarda bizi görünce şaşırıyorlar. İnsanın ağzının içinde bulunun mikroorganizmaların sayısı bile çok yüksek. Diğer taraflardan bakıldığında bizim hücre sayımızdan daha fazla vücudumuzda bulunuyorlar. İnsanoğlunun aktarabildiği enerjiye oranla çok daha yüksek bir enerjiye sahipler.  İnsanlığın genetik bilgisi yüzde 99 aynı.

Ancak bakıldığında yaşantıları birbirine hiç benzemiyor. Bir insanın bağırsağı mutsuzsa kendisinin de mutlu olma ihtimali yok. Bugün gözyaşında dahi mikroorganizmalara rastlıyoruz. Vücudun farklı yerlerinde farklı özelliklere sahip olan bakteriler yaşa göre de değişiklik gösteriyor. Anne karnında bebeğin steril olmadığını görüyoruz. Dünya genelinde 1,5 milyon insan obeziteli. ABD’de 7 çocuktan biri astım.  Doğum şeklinin etkisi 1 yaşa kadar devam ediyor çocuklarda. Anne sütü alan çocuklarda mikrobiyota, yaşamının 6. yaşına kadar etkiliyor.  Biz çocuklarımızı daha steril yetiştirmeye çalışıyoruz. Çok steril yetiştirilen çocukları gelecekte çok ciddi rahatsızlıkları yaşama riski artıyor. Antibiyotik kullanımı sonrasında mikrobiyotası tamamen duman oluyor.

Tek doz antibiyotiğin etkisi 7 gün sürüyor mikrobiyotanın üzerinde. Evlenince iki yıl içinde eşinizin florasını tamamen alıyorsanız. Eğer eşinizin ailesi kiloluysa sizde 2 yıl içinde kilo alırsınız. Eskiden insanın mikrobiyotası yavaş yavaş yıllar içinde gelişiyordu. Bizler sanayi ve gıda reformunun hızlı gelişmesi sonrası mikrobiyotiklerimizin değişime ayak uydurması zorlanmaya başladı. İshal olan çocuklarda probiyotik kullanılmasını öneriyoruz. Amerikan Pediatri Akademisi’nin de tavsiyesi bu yönde.

Anne Sütü İlk Probiyotik mi?

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan Bölümü Prof. Dr. Canan TÜRKYILMAZ, konuşmasına “Probiyotik vereceğimize emzirelim diyorum.” diyerek başladı.

Canan-Türkyılmaz-gidahatti“Anne sütünün yararları noktasında Dünya Bankasından bir ekonomist en büyük yatırım anne sütü diyor”diyen Türkyılmaz, şunları kaydetti: “Anne sütünde besinsel-biyoaktif sinerjistik etkili içerik söz konusu. Steril zannettiğimiz anne sütünde de birçok bakteri görüyoruz artık. Son 30 yılda anne sütü ve emzirme noktasında bakış açısı değişti.  Emzirme ile ilgili öneriler kanıtlanma gereksinimi oluşturdu. Mucizevi bir karışım olan anne sütünün bireyselleştirilmiş bir ilaç olarak tanımlamak mümkün. Enfeksiyona karşı korucu etkileri olan anne sütünün, içeriğindeki mikropları önce kültürler vasıtasıyla gördük. Şimdilerde sınıflandırılacak kadar çok mikrop olduğunu anne sütünde görmekteyiz.

Yenidoğan ve süt çocuklarında besin alerjileri artıyor

Bu içeriklerin genetik, çevresel ve kültürel olarak farklılık gösterdiğini görüyoruz. Anne sütündeki mikropların en ilginç tarafı anne ve bebeğe özel oluşması. Bu mikropların kaynağına bakıldığında anne bağırsağından ve cildinden geçtiğini görüyoruz.  Annenin cildiyede uyumlu mikroplar anne sütünde gözlenmiş. Vajinal doğum yerine sezaryen ile doğanların florasının olumsuz etkilenmesini ancak anne sütü engelleyebilir. Bağırsak florasında nasıl doğduğunuz kadar neyle beslendiğinizde önemli.  Anne sütü gibi bir mucizeden hiçbir bebeği yoksun bırakmamak gerekiyor.”

Pre ve Probiyotik Olarak Kullanılabilecek Besinler ve Sağlık Üzerine Etkileri

Hacettepe Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zehra BÜYÜKTUNCER DEMİREL, probiyotik denildiğinde sindirilemeyen besin bileşenlerinin akla geldiğini ancak anne sütünün en önemli bileşen olarak kabul edildiğini kaydetti.

Zehra-Büyüktuncer-gidahattiDemirel, şöyle konuştu: “Probitotiklere bakıldığında doğal kaynaklar olan bitkiler sebzeler ve tahıllar karşımıza çıkıyor. Hindiba, enginar, yer elması, kuşkonmaz, kereviz, soğan, sarımsak, pırasa, domates, soya fasulyesi, hardal bitkisi, muz, elma, çilek, üzüm  probiyotiklerin doğal kayakları olarak görülüyor. Bitkisel kaynaklı besinlerin diyete eklenmesi bu anlamada önemli. Probiyotik eklenmiş kaynaklara bakıldığında ise ekmek, yoğurt, bebek formülaları, kahvaltılık tahıllar, enteral ürünler, bisküviler, süt ürünleri, şekerlemeler, çikolatalar, soslar ve margarinler karşımıza çıkıyor. Ambalajlı bir ürünün probiyotik bileşen içerip içermediğine bakarken gıdanın içeriğindeki oran önemli. Fonksiyonel besinleri değerlendirirken içeriklerine bakarak tüketilebilir. Fermente süt ürünleri ise yoğurt, kefir, ayran  olarak sıralanabilir. Yoğurt tüketenlerde tüketmeyenlere göre diyabet riski daha düşük. Probiyotik besinler sağlıklı bir beslenmede mutlaka yer almalıdır. DSÖ, günde 400 gr meyve sebzenin tüketilmesini öneriyor.

Yoğurt Bakterileri Süt ve Sağlıklı Gıdalar

İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek HEPERKAN, insan neslinin yaşamını sürdürmesi için sağlıklı beslenmesinin önemine dikkat çekti. Heperkan, şunları aktardı: “BM verilerine göre 2050 yılında dünya nüfusu 9 milyar olacak.  Tarım ve doğal kaynaklara olan ihtiyaç artan nüfus baskısıyla çoğalacak. İklim değişikliği bazı ürünlerde kayıpların daha fazla olmasına yol açacaktır.

Dilek-Heperkan-gidahattiFermente alkolsüz içecekler gurubunda, şalgam suyu, hardaliye, boza, ayran, kefir, fizikokimyasal  ürünler bulunuyor. Sütün besleyici özellikleri noktasında bilim dünyasında herhangi bir anlaşmazlık bulunmuyor. Anlaşmazlıklar, sütün yeri, kaynağı, işleme yöntemi, yoğurt yapımı noktasında. Bir başka görüş, pastörize ve işlenmiş sütlere karşı bir tutum sergilenen önyargı. Bu önyargılar kaynağı belli olmayan süt satıcılarına yönlendiriyor. Sütte çok önemli bir başka konu ise hayvanlardan süte geçen antitoksin konusu. Annenin bu mikropları süt tüketimiyle alması sonrasında, emziren anne bu mikropları bebeğine de geçiriyor. Tüketicileri kaynağı belirsiz sütlerden faydalanmaya iten bir yargıda yoğurt yapımının pastörize sütlerden gerçekleştirilememesidir. Yoğurt yapısal olarak incelendiğinde yoğurdun içeriğinde bulunan probiyotik bakteriler, ambalajlanmadan yoğurdun içine ekleniyor. Endüstriyel yoğurtta tek veya karma bakterilerden oluşturulan saf probyotikler kullanılıyor. Fermente çeşitlerine bakıldığında boza, hububattan üretilen fermente bir ürün olarak karşımıza çıkıyor. Bozada önemli probiyatik özelliğe sahip 3 adet bakteri bulunuyor.”

Yenidoğan ve süt çocuklarında besin alerjileri artıyor

Doç. Dr. Zehra BÜYÜKTUNCER DEMİREL kimdir?

Lisans eğitimini 2000 yılında , Yüksek lisans eğitimini 2003 yılında ve doktora eğitimini 2008 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Hacettepe üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde Beslenme bilimleri, besin kimyası, fonksiyonel besinler, nutrisyonel genomik üzerine çalışmalarına devam etmektedir.

Prof. Dr. Yaprak ÜSTÜN kimdir?

Lisans öğrenimini 1996 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde  tamamlamıştır. Yüksek lisans öğrenimini 2001 yılında Ankara Üniversitesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Kadın Hastalıkları ve Doğum konusunda tamamlamıştır. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nde çalışmalarına devam etmektedir.  

Prof. Dr. Dilek HEPERKAN kimdir?

Lisans  ve Yüksek Lisans eğitimini  Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Gıda Bilimi ve Teknolojisi’nde tamamlamıştır. Doktora eğitimini Ege Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü’nde tamamlamıştır. 1990 yılında yardımcı doçent ünvanını, 1992 yılında doçent ünvanını ve 1995 yılında profesörlük ünvanını İstanbul Teknik Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü’nden almıştır. İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Prof. Dr. Canan TÜRKYILMAZ kimdir?

1963 yılında Konya’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1987 yılında mezun oldu. Gazi Üniversitesinde 1993 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlığını, 1998 yılında Neonatolojiyandal uzmanlığını tamamladı. Gazi Üniversitesinde 2002 yılında yardımcı doçent, 2004 yılında doçent, 2010 yılında profesor oldu. 2001 yılında Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Brigham and Women Hospital’da misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur.

Çeşitli kongre ve toplantılarda çoğunluğu prematüre beslenmesi, anne sütü ve emzirme ilişkili 35 davetli konuşma yapan Canan Türkyılmaz,  T.C. Sağlık Bakanlığının başlıca “Anne Sütünü Teşviki ve Bebek Dostu Hastaneler, Emzirmede anneden anneye destek olmak üzere 12 üst kurulunda da görev almaktadır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlık ve Yenidoğan Yan dal tezlerinde danışman öğretim üyeliği yapmaktadır.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Bilim Dalında profesor olarak ve Emzirme Destek Merkezi Relaktasyon Ünitesi sorumlusu olarak görev yapmaktadır.

Prof. Dr. Ateş KARA kimdir?

Ankara Lisesi’ni ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (İng)’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2000’de tamamladı. 1998-1999’da Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başasistanlığı yaptı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi’nde çocuk enfeksiyon hastalıkları yandal ihtisasını 2002’de bitirdikten sonra aynı ünitede çalışmaya devam etti. 2004 yılında pediatri doçenti, 2010 yılında profesör oldu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim üyesi olan Dr. Ateş Kara, halen Enfeksiyon Hastalıkları Derneği genel sekreteri görevini de yürütmektedir. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarında farklı danışmanlık görevleride bulunmaktadır.

GIDAHATTI DERGİSİNİ ÜCRETSİZ İNDİRİN

android Apple

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir