BM, küresel ekonomi için hangi çağrıyı yaptı?

-
BM, küresel ekonomi için hangi çağrıyı yaptı?

Birleşmiş Milletler (BM) sıkı para politikalarının sonlandırılması çağrısı yaptı, küresel ekonominin yeniden dengelenmesi ve herkes için refahın sağlanması için gayret edilmesini istedi.

Küresel ekonomi yeniden canlanma yolunda ilerleme sağlayamıyor. BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan “Sıkı Para Politikalarının Ötesinde Yeni Bir Küresel Anlaşmaya Varmak” başlıklı 2017 Ticaret ve Kalkınma Raporunda, daha kapsayıcı ve şefkatli ekonomilerin oluşturulması için alternatif bir politikaya yer veriliyor.

bm-ticaret-kalkinma-raporu-2017-ebru-voyvoda-gidahatti

BM Ticaret ve Kalkınma 2017 raporunun tanıtımı, Ankara’da Doç. Dr. Ebru Voyvoda tarafından yapıldı.

Borç yüksek, talep düşük!

Dünyanın belli başlı başkentlerinde eş zamanlı olarak yapılan raporun tanıtımı, Ankara’da Doç. Dr. Ebru Voyvoda’nın sunumu ile gerçekleşti.

UNCTAD Genel Sekreteri Mukhisa Kituyi, raporun tanıtımı ile ilgili açıklamasında, “Küresel seviyede borç miktarının büyüklüğü ve talebin çok düşük olması, dünya ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine engel teşkil ediyor” dedi.

Raporda, insanların karın önüne konması gerektiği belirtiliyor ve yeni anlaşma’nın (new deal) 21. Yüzyıla uygun şekilde tadil edilmesi öneriliyor. Rapor, söz konusu yeni anlaşmanın gerçekleştirilebilmesi için yapılacak tadilatın sıkı para politikalarının sonlandırılması, şirketlerin kar etme yollarının sıkı denetime alınması ve finansın yeni istihdam alanları yaratılmasına ve alt yapıya yatırıma destek sağlayacak şekilde kullanılmasını içermesinin büyük önem taşıdığı belirtiliyor.

unctad-genel-sekreteri-mukhisa-kituyi-gidahatti

UNCTAD Genel Sekreteri Mukhisa Kituyi

“Dünya ekonomisi sıçrama yapamadı”

UNCTAD dünya ekonomisinin 2017 yılında iyileşme gösterdiğini, ancak ileri bir sıçrama yaşanamadığını belirtiyor. Küresel büyümenin 2016 rakamlarını geçerek yüzde 2,6 olması beklenmekle birlikte, 2008 krizi öncesi 3,2 olan oranın oldukça altında gerçekleşeceği tahmin ediliyor.

Birçok bölgede küçük de olsa kazanç elde edilebildiği görülüyor. Latin Amerika’nın ekonomik durgunluktan çıkarak yüzde 1,2 oranında kalmasına rağmen büyümeye geçtiği ifade ediliyor. Euro bölgesinin ise 2010 yılından bu yana ki en hızlı büyümeye (yüzde 1,8) ulaşması bekleniyor, ancak yine de ABD’nin gerisinde kalacağının tahmin edildiği belirtiliyor.

Sıkı mali politikalar ekonomik canlanmaya engel

İleri ekonomilerde canlı bir toparlanmanın önündeki ana engelin, hala temel seçenek olmayı sürdüren sıkı mali politikalar olduğu belirtiliyor. UNCTAD verilerine göre 14 ileri ekonomiden 13’ü, 2011-2015 yılları arasında sıkı para politikaları dönemi yaşadı.

Küresel ekonomik talebin yetersizliği nedeniyle ticaret canlanamıyor. Bu yıl ise Çin’in önderliğinde Güney-Güney ticaretinde bir canlanma yaşanması nedeniyle az da olsa iyileşme bekleniyor. Ancak, başta emtia fiyatlarında iyileşmenin sürekli kılınamaması nedeniyle emtia ticaretindeki belirsizlik devam ediyor.

İleri ekonomilerin liderliğinde koordineli bir büyüme yaşanamadığı için, elde edilen sınırlı ilerlemenin sürdürülebilir kılınmasının yükselen pazarlarda kalıcı iyileşmeler yaşanmasına bağlı olduğu belirtiliyor. Büyük ölçekli yükselen ekonomilerin 2011-2015 yılları arasında sıkı para politikalarını uzakta tutmayı başardığı görülüyor. Ancak, Çin ve Hindistan’ın canlı bir büyüme oranı yakalamış olmalarına rağmen, günümüzde ciddi risklerle karşı karşıya bulundukları ifade ediliyor.

Canlı bir büyümeye yönelik gerçek işaretlerin olmamasına ilaveten borç oranlarının artıyor olması, siyasi istikrarsızlık, düşen emtia fiyatları, ABD’de faiz oranlarının yükselebileceği ve ABD Dolarının güçlenebileceği gibi endişeler de varlığını sürdürüyor. Kalkınmakta olan ülkelerde sermaye girdileri negatif seviyede kalıyor, hatta geçen yılların altında yer alıyor. Dahası, beklenmedik olayların düzelmekte olan ekonomilerin dengesini bozabileceği değerlendiriliyor.

Eşitsizlikler, borçluluk ve istikrarsızlık

Raporun başyazarı Richard Kozul-Wright da yaptığı açıklamada, “Son dönemin en büyük iki sosyoekonomik akımını borçlanmada yaşanan büyük artış ve kabaca en üst yüzde 1 olarak adlandırılan süper elitlerin yükselişi oluşturuyor” dedi.

Raporda, söz konusu durumun finans piyasalarının deregülasyonu, mali varlık sahipliğindeki uçurumlar ve kısa vadeli getirilere olan takıntı nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Ayrıca, eşitsizlikler ve istikrarsızlığın hiper küreselleşmeyle bağlantılı olduğu belirtiliyor. Rapor, bu gelişmelerin üretim alanındaki yatırımları yetersiz kıldığını, iş imkanlarını tehlikeye attığını ve refah seviyelerine tehdit oluşturduğunu aktarıyor. Raporda, bu durumun en üst seviyedeki kesimlerin “büyük kaçışı” ile başlayan, sonrasında sıkı para politikaları ve en alt seviyedeki gelirlerin yerinde sayması ile devam eden krizlerin kendini tekrar eden bir döngüsü halini aldığı belirtiliyor.

Vergi mükelleflerinin trilyonlarca dolarını yutan kurtarma operasyonlarına neden olan büyük küresel krizden bu yana geçen on yılda baskın mali sektör pek de değişmedi. Günümüzdeki seviyeler daha önce olmadığı oranda yüksek.

Raporda ayrıca robotların üretimde kullanımı ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı gibi kaygı uyandıran ve hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde iş imkanlarını etkileyen konulara da yer veriliyor. Otomasyon ve kadınların istihdam oranlarındaki artış memnuniyetle karşılanması gereken gelişmeler olmakla birlikte, sıkı para politikalarının uygulandığı ve aşırı rekabetin istihdam piyasalarında en dibe doğru yarışa yol açtığı bir dünyada gerçekleşiyor olması nedeniyle tehdit unsuruymuş gibi algılanabiliyor.

Sonuç olarak da bir avuç büyük şirkete, finans kuruluşuna ve varlıklı bireye yönelik taraflı tutum takındığı düşünülen sisteme karşı halkın tepki duymasına neden olduğu ifade ediliyor. Raporda, hiper küreselleşmenin düzeltilememesi halinde sadece toplumsal uyumun zedelenmekle kalmayacağı, hem piyasalara hem de siyasetçilere güvenin ortadan kalkacağı uyarısında bulunuluyor.

unctad-ticaret-kalkinma-raporu-2017-gidahattiPiyasa köktenciliği

Raporda hiper küreselleşmenin yarattığı sorunların ticaret ve teknolojiden kaynaklandığını ortaya koyma çabasıyla başlatılan söylemde çok ileri gidildiği iddia ediliyor. Rapor, söz konusu söylemin yerine dışlayıcı sonuçlar doğuran piyasa gücünün, rant peşinde koşmanın ve “kazanan her şeyi alır” kavramının oyunun kuralı haline getirilmesinin ciddi bir şekilde incelenmesini öneriyor.

Piyasalarda artan yoğunlaşmanın, siyasi sistemde yıpratıcı sonuçları olacağı ifade edilen raporda, politika belirleyicilerin sıkı para politikalarını kullanmaya devam etmelerinin ve politikaların başarısını varlık değerleri ve kar oranlarına göre ölçmeyi sürdürmelerinin sonucu olarak büyük şirketlerin ana sektörlerdeki hakimiyetinin değişmeyeceği ve hali hazırda mevcut olan eşitsizliklerin daha da kötüleşebileceği belirtiliyor.

1947 ruhuna davet

Hiper küreselleşmeden uzaklaşılarak kapsayıcı ekonomilerin inşasına yönelmek, sadece piyasaların daha iyi çalışmasını sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda teknolojik uzmanlık, piyasanın gücü ve siyasi nüfuz konusundaki küresel ve ulusal asimetriye çözüm bulacak daha titiz ve kapsayıcı bir gündem gerekiyor.

ABD’nin en son yönelinen küresel tüketici olma konumundan çekilmesiyle birlikte üretim fazlası malların nasıl yeniden (ekonomiye) kazandırılacağı küresel ekonominin yeniden dengelenebilmesinin ana unsurunu teşkil ediyor. Rapor başta Almanya olmak üzere son dönemde dünyanın diğer kesimine karşı büyük (ticaret) fazlası veren Euro bölgesinde yoğunlaşıyor. Almanya’nın son G-20 zirvesinde yaptığı ve Afrika için bir nevi Marshall Planı olan önerisi memnuniyetle karşılanmış olmakla birlikte gerekli mali güce sahip olmadığı değerlendiriliyor. Çin’in yaptığı trilyon dolar değerindeki Çevre Yolu ve Karayolu Girişiminin ise çok daha cesur olduğu görülüyor, ancak Çin’in ticaret fazlasında son iki yılda önemli düşüş yaşadığı görülüyor.

Raporda, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması ve BM’nin savaş sonrası küresel ekonomiyi yeniden dengeye oturtmak için güç birliği yaptığı ve Marshall Planı’nın başlatıldığı 1947 yılında alınan derslere yer veriliyor. Rapora göre, 70 yıl sonra kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomiler inşa edilebilmesi için hiper küreselleşmenin eşitsizlikleriyle başa çıkılabilecek aynı 1947 yılındaki gibi tutkulu bir çaba gerekiyor.

Yakın geçmişin “başka seçenek yok” şeklindeki siyasi sloganına cevaben raporda daha kapsayıcı ve şefkatli ekonomiler inşa edilebilmesi için yeni bir görüşe yer veriliyor. Bu yolla ekonomik iyileşmenin düzenleyici reform ve politikaların yeniden belirlenmesi ile bir araya getirilmesi öneriliyor. Bunun da hızlı ve gerekli ölçekte yapılması öngörülüyor. 1930’lu yılların ABD’sindeki Yeni Anlaşma başarısını, dengeleyici güçlere vurgu yapmasına ve tüketici grupları, işçi örgütleri, çiftçiler ve yoksun bırakılanlar dahil olmak üzere toplumdaki daha zayıf gruplara söz hakkı vermesine borçluydu. Bu hususlar bugün için de en az o zamanki kadar geçerli.

ekonomi-gidahatti (3)“Hükümetler birlikte çalışmalı”

Günümüzün entegre küresel ekonomisinde, hükümetlerin başarılı olabilmesi için birlikte çalışmaları gerekiyor. UNCTAD, Hükümetleri Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile sunulan fırsatı kullanmaya ve 21. Yüzyıl için küresel bir yeni anlaşmayı hayata geçirmeye çağırıyor.

Raporda gündeme getirilen ana önlemler şunlardan oluşuyor:

  • Altyapıyı iyileştiren ve istihdam yaratan önemli kamu programları da dahil olmak üzere, güçlü bir şefkat boyutuna sahip daha fazla ve daha iyi kamu yatırımlarıyla sıkı para politikalarının sonlandırılması.
  • İklim değişikliğine uyum ve etkilerinin azaltılmasına yardım edilmesi ve BM Paris İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin sağladığı teknolojik fırsatların desteklenmesi.
  • Bakım faaliyetlerine daha fazla odaklanılması.
  • Devlet gelirlerinin arttırılması (emlak vergisi ve rant gelirine yönelik diğer aşamalı vergilendirme gelir eşitsizliğine çözüm getirebilir). Rapor dünyanın en zengin gruplarının marjinal vergi oranlarında küçük bir değişikliğin dahi finansman eksikliğine önemli bir çare olabileceğini; vergi muafiyetleri ve boşluklarıyla ve şirketlerin sübvansiyonları kötüye kullanmalarıyla başa çıkılmasının kazanca ve adalete büyük bir katkı yapacağını belirtiyor.
  • Adil vergilendirmeye yönelik ilk adım olarak tüm dünyada finansal varlıkların kime ait olduğunu kaydedecek yeni bir küresel finansal sicilin oluşturulması.
  • Emeğin sesinin daha güçlü duyulmasını sağlamak (maaşların verimliliğe bağlı olarak artması ve iş güvensizliğinin kanunlar ve etkin istihdam piyasası önlemleri ile düzeltilmesi gerekiyor).
  • Finansal kapitalin yumuşatılması (dev özel bankalardan “zehirli” mali ürünleri kapsayacak şekilde finans sektöründe uygun düzenlemelerin yapılması).
  • Çok taraflı ve bölgesel kalkınma bankalarının sermayeleştirilmesinin daha iyi hale getirilmesi.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir