Asgari Ücret Tartışmasında Kim Haklı?

-

sevket ozugergin

Şevket Özügergin

 

Asgari ücret tartışmalarının daha uzun süre devam edeceği anlaşılmaktadır. Tartışmanın 3 tarafı vardır. Devlet ,işçi ve işveren.

Konuya tarafların bakış açılarını özetlemekle başlamakta yarar vardır.

Devlet,  asgari ücreti net 1.300 liraya çıkaracaktır. Bu yaklaşık %30’ luk bir artışı ifade etmektedir. Devlet ortaya çıkacak ek yükün büyük bölümünün, özel sektör tarafından yüklenilmesini istemekte ancak rekabet gücü çok zayıf olan bazı sektörlere, ek birtakım teşvikler düşünülebileceğini ifade etmektedir. Aksi halde mali dengenin bozulacağı görüşündedir.

İşçi kesimi, asgari ücretin yükseltilmesinin zorunlu olduğunu düşünmektedir. Çünkü, enflasyon hız kesmemiş hatta hızlanmıştır. Bu kesimin en çok kullandığı ,kira, eğitim, gıda ve ulaştırma sektörlerinde fiyat artışları daha hızlı olduğu için, enflasyondan daha fazla etkilenmektedir. Seçimden sonra düşme eğilimine giren dolar yeniden değer kazanmaya başladığı için enflasyona kur etkisi de devam edecektir. İşçi kesimi zaten düzenli geliri ile geçinmekte zorlandığı için, kredilere başvurmakta ve hızla artan bir şekilde borçlanmaktadır.

İşverene  göre ise, ihracatımızın yapısı, dış pazarların daralması ve jeopolitik nedenlerle ihracat zaten zor durumdadır. İçeride büyüme hızı zayıftır. Rekabette sorunlar yaşanmaktadır. İstihdam maliyeti; vergi ve primler, yemek ve ulaşım giderleri ,işyeri  doktoru, güvenlik görevlisi ve avukat bulundurma zorunluluğu gibi nedenlerle zaten çok yüksektir. Asgari ücretin arttırılması diğer gelir gruplarında da ücret artışlarına yol açacaktır. Ek yükün kaldırılması için, bütün gelir gruplarında, gelir vergisi ve işveren payında indirim yapılması, damga vergisinin kaldırılması ve ileri teknolojileri teşvik için bir yatırım fonu oluşturulmalıdır.

Yukarıda özetlediğimiz görüşlerden de anlaşılacağı gibi, her kesimin haklı yanları vardır ama ortak yanları hepsinin kısa vadeli oluşları ve sorunun temeline inmeyişleridir

Bu konulardaki çözüm yolları ile ilgili olarak daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz bazı hususları tekrarlamakta yarar görüyorum.

Temel sorun, ihracatımızı oluşturan ürünlerimizin rekabet gücü olmaması ve uygun bir yatırım ortamının, hem iç ve hem de dış yatırımcı için tam anlamıyla oluşturulamamış bulunmasıdır.

Türkiye, rekabet gücü sıralamasında oldukça gerilerdedir. Dünya Ekonomik Forumunun Küresel Rekabet Gücü Endeksinde 6 sıra  gerileyerek 140 ülke arasında 51 nci sıraya inmiştir.

Türkiye, hızla teknoloji üretebilir hale gelmelidir. Aksi halde ihraç malları ucuz ve özellikle kriz dönemlerinde vazgeçilebilir halden kurtulamayacaktır.

Teşvik sistemi, genel değil, selektif  baza göre ve uluslararası piyasalarda  rekabet edebilir sektörlere ağırlık verecek şekilde düzenlenmelidir. Yüksek teknoloji içeren, katma değeri yüksek ürünlere ağırlık verilmedikçe,  kaynaklar israf edilmiş olacaktır.

Rekabet gücü yalnızca ekonomik alandaki  performansın ölçüsü değildir. Demokrasi, hukuk, insan hakları, bağımsız kurumların varlığı ,özgürlükler,siyasi ve ekonomik istikrar  gibi farklı alanlardaki başarıların bir toplamıdır. Dış yatırımcı, yatırım kararlarında bu hususların varlığına öncelik vermektedir.

Bunlar başarılmadan alınacak önlemlerin etkileri kısa vadeli olacaktır. Asgari ücret  ve genelde istihdam maliyeti yükselince ya  kamu maliyesi zora girecek ya işletmelerin rekabet gücü azalacak ya kayıt dışı ekonomi gelişecek ya  da istihdam hacmi daralacaktır. Hiç birinin de arzu edilen sonuçlar olamayacağı açıktır.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir