Asgari ücret: Paradigma değişmeli…

-
Asgari ücret: Paradigma değişmeli...

Okuyanlar hatırlayacaktır; bu sütundan paylaştığım son yazımda gündemin sıcak konularından “Asgari Ücret” artışını ele almıştım.

Ve kendimce gayet basit bir  yöntemle Asgari Ücret artışının işletmeler üzerinde yaratacağı ilave maliyeti kabaca hesaplamıştım.

Tabii bir işletmenin tek gideri işçi ücretleri değil. Hammadde, elektrik, yakıt gibi birçok görünür / görünmez maliyet kalemi var. Görünmez maliyetler aslında kamuoyunda pek tartışılmaz. Mesela tüm vergi mükelleflerinin yaptıkları işe göre Sanayi ve Ticaret odalarına, borsalara, ihracatçıysa ihracatçılar birliğine ödediği zorunlu aidatlar, çiftçiyse üretici birlikleri tarafından yapılan zorunlu kesintiler pek tartışma konusu yapılmaz. O nedenle de bunlar hep bilinen, zaman zaman şikayet konusu olan ama ne hikmetse gür sesle tartışmaya açılmayan giderleridir işletmelerin. Neyse zaten bu, asıl konumuz değil.

Hatırlayacak olursanız  “işveren temsilcisi olduğunu varsaydığımız”  TOBB, TİM, TİSK, TESK gibi organizasyonların kamuoyu ile paylaştıkları görüşlerin odağında, “asgari ücret  artışının yaratacağı mali yük ve bu yükün devlet tarafından bir şekilde finanse edilmesi gerekliliği”ne ilişkin söylemler yer almıştı.

Yani işveren kesimi temsilcilerinden şöyle gür bir ses çıkıp ta “Bu ülke orta gelir tuzağında yok olmaktan ya şimdi bir hamle yapar ve kurtulur ya da tipik bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda hızla gideriz. Dolayısıyla biz de işverenin üzerine binecek yükü hafifletmek adına  zorunlu aidat oranlarımızın düşürülmesini, kaldırılmasını talep edeceğiz, böylece işletmelerinin cirolarının üzerinden elde ettiğimiz gelirin x TL kadarı işverene kalacaktır. Bunun için gerekirse kuruluş kanunumuzda değişiklik yapılmasını istiyoruz. Bizim de çorba da bu kadar bir tuzumuz olmalı” gibi bir şey demedi.

Hadi işveren kesimi bir şey demedi. Ücretli kesimin temsilciliğini yapan sendikalar da ortaya çıkıp şöyle gür bir sesle “Ey işveren sen rahat ol, ben sendika olarak seninle yaptığım pazarlıkta sendikamın kasası için kestiğim paranın 1 kuruşundan vazgeçiyorum. Yeter ki işçimiz bu dar gelir sarmalından çıksın, çorbada benim de tuzum olsun” demedi.

Ben o dönem bilhassa Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç’un G20’de yaptığı açıklamaları kayda değer buluyorum. Hatırlayalım, ne demişti sayın Koç?

“Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir”

İşin tamamına baktığımızda sorun kuşkusuz sistemsel bir sorun. Ama “gerçek sorun kapitalizmdir” denildiğinde bu tespiti şöyle okuyorum:

“Türkiye’de belediyecilikle ilgili çok büyük sorunlar var. Zaten belediye başkanları da yetersiz… Mahallelerin çöplerini toplamıyorlar, mahalle çöplük haline geldi. Bizim evin önünde de çöp var ama asıl sorun bizim evin önündeki çöpler değil… Sorun memlekette ki belediyecilikte…”

Yani “paradigma değişmeli”…

GIDAHATTI DERGİSİNİ ÜCRETSİZ İNDİRİN

android Apple

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir