Antimikrobiyal direnç: Türkiye’yi bekleyen ağır fatura!

-
Antimikrobiyal direnç: Türkiye’yi bekleyen ağır fatura!

Bir yandan halk sağlığına etkisi diğer yandan ekonomik maliyeti nedeniyle küresel gündeme de giren antimikrobiyal direnç nedeniyle Türkiye, 2050 yılına kadar iyimser senaryoda 220 milyar dolar, kötümser senaryoda ise 1.4 trilyon dolarlık bir ekonomik kayıp ile karşı karşıya kalacak.

İnsanlar ve hayvanlarda hastalıkların tedavisinde aşırı ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasını ve sonuçta tedavide giderek daha ağır dozlarda antibiyotik kullanımını gerektiriyor. Antimikrobiyal direnç olarak adlandırılan sorun için uzmanların önerisi; insan ve hayvan sağlığı için akılcı antibiyotik kullanımı… Aksi halde antibiyotik tedavisi işlevini tamamen yitirecek.

antibiyotik-gidahattiAntimikrobiyal direnç, küresel gündeme de girdi

Antimikrobiyal direnç, gerek halk sağlığına etkisi gerekse ekonomik maliyeti nedeniyle son yıllarda küresel gündemin önemli maddelerinden birisi haline geldi. Geçen yıl, G20 Çin Başkanlığı döneminde 2016 Liderler Bildirgesi’ne giren sağlık ile ilgili tek konu olan antimikrobiyal direnç, bu yıl da G20 Hamburg Liderler Bildirgesi’nde yer aldı.

Her yıl 700 bin kişi hayatını kaybediyor

Halk sağlığı açısından bakıldığında, antimikrobiyal dirence bağlı olarak dünyada her yıl yaklaşık 700 bin kişi hayatını kaybediyor. Bazı araştırmalara göre, direnç oranının bu hızla artmaya devam etmesi halinde, 2050 yılında antimikrobiyal dirence bağlı olarak her yıl 10 milyon kişinin hayatını kaybedeceği tahmin ediliyor.

Antibiyotik kullanımının giderek artması sonucu, antimikrobiyal ilaçlara dirençli yeni mikropların ortaya çıkması, hayvan sağlığı açısından da önemli bir tehdit yaratıyor.

Ekonomik açıdan ise artan direnç oranı sonucu 2020 ve 2030 yıllarında küresel GSYİH’nın sırasıyla yüzde 0,5 ve yüzde 1,5 düşmesi bekleniyor. Hiçbir tedbir alınmadığı takdirde, 2050 yılında küresel GSYİH’nın yüzde 2-3 oranında azalması ve 100-600 trilyon dolarlık bir küresel ekonomik kayba yol açması bekleniyor.

tepav-antimikrobiyal-direnc-raporu-gidahattiAntibiyotik kullanımında ilk, antimikrobiyal dirençte ikinci sıradayız

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), MSD’nin desteğiyle “Türkiye’de Antimikrobiyal Direnç: Ekonomik Değerlendirme ve Öneriler” başlıklı bir rapor hazırladı. Dünyada ve Türkiye’de antimikrobiyal dirençte mevcut durum incelenerek, ekonomik etkilerine ilişkin önümüzdeki dönem tahminlerinin ortaya konulduğu raporda, farklı ülkelerdeki uygulamalar değerlendirilerek, Türkiye’de neler yapılabileceğine ilişkin önerilere de yer verildi.

Türkiye, hem antibiyotik tüketiminin hem de antimikrobiyal direnç seviyesinin en yüksek olduğu ülkelerden biri.

2014 yılı verilerine göre, dünyada antimikrobiyal direnç oranlarının en yüksek olduğu ülke Yunanistan iken, ikinci sırada Türkiye bulunuyor.

Dünyada Antimikrobiyal Direnç Düzeyi (%), 2014

dunya-antimikrobiyal-direnc-duzeyi-2014-tepav-gidahattiAntimikrobiyal direncin iki temel nedeninden biri olan antibiyotik tüketim seviyesine bakıldığında ise verisi olan ülkeler arasında antibiyotik tüketiminin en fazla olduğu ülke Türkiye. Türkiye’den sonra en fazla antibiyotik tüketen ülke, antimikrobiyal direnç seviyesinin en yüksek olduğu Yunanistan.

Küresel boyutta toplam antibiyotik tüketimi 2000-2010 yılları arasında yüzde 30 oranında artış gösterdi. Tüketim genel olarak yüksek gelirli ülkelerde daha fazla iken, tüketimdeki artış en fazla düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşandı.

Dünyada Antibiyotik Tüketim Seviyesi, 1000 kişiye düşen tanımlanan günlük doz, 2014

dunya-antibiyotik-tuketim-seviyesi-2014-tepav-gidahattiTürkiye için sevindirici haber

Türkiye’de antibiyotik kullanımının yıllar itibariyle seyrine bakıldığında, 2007-2011 arasındaki artış eğiliminin, 2012 yılı itibariyle tersine dönmeye başladığı, 2013’ten 2014 yılına tekrar hafif bir artış gözlense de durağan bir seyre kavuştuğu görülüyor. Son birkaç yılda uygulanan politikaların etkilerinin görülmeye başlanması ile birlikte, azalma eğiliminin de devam etmesi bekleniyor.

Türkiye’de Antibiyotik Tüketim Seviyesi, 1000 kişiye düşen tanımlanan günlük doz,      2007-2014

turkiye-antibiyotik-tuketim-seviyesi-tepav-gidahattiAntimikrobiyal direncin ekonomik faturası

Dünya için yapılan ekonomik kayıp tahmin senaryolarının Türkiye ile güncellenmiş analizlerine göre, Türkiye, yüksek antibiyotik direnci sebebiyle 2050’ye kadarki süreçte, 220 milyar ile 1,4 trilyon dolar arasında bir ekonomik kayıp yaşama riski taşıyor.

Türkiye’de 2010-2050 yılları arasında antibiyotik direnci sebebiyle oluşacak ekonomik kayıp analizine göre, Türkiye’nin mevcut antibiyotik direnci olan yüzde 40’ı yıllar içerisinde korumasına dayalı iyimser senaryoda 2010’dan başlayarak ekonomiye etki edecek toplam zarar 220 milyar dolar olarak hesaplandı. Önlem alınamaması ve direnç oranlarının artması halinde gözlemlenebilecek kötümser senaryoda ise bu etkinin 1,4 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Kişi başına düşen milli gelirdeki kayıp olarak değerlendirildiğinde ise 2050 yılında, iyimser senaryoya göre kişi başına milli gelirdeki antimikrobiyal direçten kaynaklı kaybın 129 dolar, kötümser senaryoya göre ise, 958 dolar olması bekleniyor.

Senaryolara göre Türkiye’de 0 direnç oranına kıyasla reel GSYH’deki kayıp, milyar $, sabit 2005

antimikrobiyal-direnc-ekonomik-kayip-tepav-gidahattiTEPAV Raporu’ndan çarpıcı tespitler

Türkiye’de Antimikrobiyal Direnç: Ekonomik Değerlendirme ve Öneriler Raporu’nun Değerlendirme ve Öneriler bölümünde, şunlar kaydedildi:

“Antimikrobiyal direnç, özellikle son yıllarda küresel gündemin ana meselelerinden biri haline gelmiştir. Gerek neden olduğu ve önümüzdeki dönemde neden olacağı tahmin edilen ekonomik kayıp, gerekse halk sağlığını da içine alan birçok bileşene dokunarak sürdürülebilir kalkınmaya olumsuz etkisi nedeniyle son derece önemlidir. Bu nedenle de hem ülkelerin kendi ulusal politikaları ile hem de işbirliğini tetikleyecek mekanizmaları içeren uluslararası kuruluşların ortaya koyduğu tedbir programları ile ele alınması gereken bir konudur.

Türkiye, antimikrobiyal direnç seviyesinin en yüksek olduğu ülkelerden birisidir. Küresel kayıp senaryoları hazırlanırken kötümser senaryolarda kullanılan direnç seviyeleri, Türkiye’nin bugün zaten geldiği antimikrobiyal direnç seviyesidir. Bu nedenle Türkiye’deki durumun ciddiyeti, diğer ülkelerdeki çabaları birkaç adım birden ileriye taşıma gereğimize işaret etmektedir. Bunun yanı sıra antimikrobiyal direnç ve farklı tedbir setlerinin uygulanması G20 gündemindeki yerini korurken, Türkiye’nin de bu tartışmaların dışında kalmaması ve hem Ar-Ge hem de tarım-sağlık uygulamaları açısından pozisyonunu belirlemesi büyük önem taşımaktadır.

antibiyotik-direnci-1-gidahattiÖneriler

Öncelikli konulardan biri, insan sağlığına yönelik hızlandırılan farkındalık çalışmaları ve uygulamaya konan tedbir setinin tarımdaki kullanımlara yönelik de genişletilmesi ve tarım spesifik programlar geliştirilmesidir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı konuyu gündemine almış ve ilgili sektörlerle birlikte çalışmalar başlatılmıştır. Ayrıca hayvancılıkta kullanımına yönelik surveyans çalışmasının da yakında başlaması söz konusudur. Hem uluslararası tartışmalara bu anlamda katkı vermek hem de Türkiye’nin tarım ülkesi özelliğini ve tarım politikalarında yenilik ihtiyacını göz önünde bulundurarak ulusal stratejisini saptaması ve uygulaması son derece önemli olacaktır. Bunun yanı sıra hayvancılıkta kullanım söz konusu olduğunda, enfeksiyon önleyici aşılama uygulamalarının artırılmasının önemi üzerinde durulmaktadır. Türkiye’de hayvancılıkta aşılama oranları Avrupa ülkelerinin oldukça altında olup, tedbir setinin öncelikli başlıklarından birinin bu olması önem taşımaktadır.

Antimikrobiyal Direnç Haritası

Öncelikli olarak yapılması gerekenlerden biri antimikrobiyal direnç haritasının, Türkiye’yi temsil edecek ve bölgesel farklılıkları da ortaya koyacak biçimde çıkartılmasıdır. Haritadan yola çıkılarak direnç seviyelerinin takip edilmesi ve doğru antibiyotik kullanımının sağlanması, direnç seviyelerinin düşürülmesine yönelik hedeflere katkı sağlayacaktır.

Antibiyotik kullanımını azaltmayı ve akılcı ilaç kullanımını hedefleyen ve büyük önem taşıyan mevcut çabaların ve programların ötesinde, antimikrobiyal direnç düzeylerine odaklanan spesifik programların tasarlanması ve uygulamaya konması önemli olacaktır. Hastanelerde antibiyotik kullanım sürecinde bir davranış modeli geliştirmek ve bu modelin ulusal düzeyde antibiyotik kullanım programları ve politikalarına katkı sağlayacak bir takip ve yönetim sistemi şeklinde yaygınlaşması önemlidir. Antibiyotik yönetim programları kapsamında hastanelerde başlatılacak süreç, antibiyotik kullanımına ilişkin karşılaştırılabilir ve takip edilebilir veriler sağlayacağı gibi antimikrobiyal direnç haritasının oluşturulmasına da katkı sağlayacaktır.

Multidisipliner yaklaşım

Antibiyotik direncinin her geçen gün artışı, hasta güvenliği ve maliyet sorunu antibiyotik kullanımının yönetimine olan gereksinimi gündeme getirmektedir. Antibiyotik direncini kontrol edebilmek için multidisipliner bir yaklaşım şarttır. Bu yeni yaklaşıma ‘antibiyotiklerin yönetilmesi -Antibiyotik Stewardship’ adı verilmektedir. Etkin önleyici politikalar geliştirebilmek için ilgili meslek gruplarının yakın işbirliği içinde çalışması gerekmektedir.

Bir antibiyotik yönetim yaklaşımı hastaneleri ve ayaktan tedavi uygulamalarını da içermelidir. Antibiyotik yönetimi uygun antibiyotik seçimini, doz seçimini, yolunu ve süresini içeren bir aktivite olarak tanımlanmaktadır. Amaç direnç oranlarını azaltarak mevcut antibiyotiklerin etkinliğini korumak ve antibiyotiklerden elde edilen verimi arttırmaktır. Diğer bir amaç ise ilaç birincil maliyetlerini azaltmak ve etkin kaynak kullanımını sağlamaktır.

antimikrobiyal-direnc-analiz-gidahatti

Fotoğraf: ©FAO/Dorin Goian

Antibiyotik Ar-Ge çalışmaları

Antimikrobiyal dirençliliğin küresel gündemin en önemli meselelerinden biri haline geldiği günümüzde antibiyotikleri Türkiye’de de farklı bir çerçevede de değerlendirmenin mümkün olup olmadığını tartışmak faydalı olacaktır. Antibiyotik Ar-Ge çalışmalarına ilgi giderek düşmüştür. Yeni antibiyotiklerin geliştirilmesine yönelik çok az sayıda çalışma yürütülmekle birlikte, uygulanan politikalar ve yaklaşım nedeniyle ilaç endüstrisinin bu konuya ilgisi de giderek azalmaktadır. Oysa ki antimikrobiyal dirence ilişkin programlar ve tartışmalar devam ederken bu tartışmaların önemli bir bölümünü de günümüzde ve önümüzdeki yıllarda ihtiyaç duyulabilecek antimikrobiyal araçların nasıl temin edilebileceği oluşturmaktadır.

Dolayısıyla, bir diğer öncelikli başlık; gerek DSÖ tarafından yayımlanan öncelikli yeni antibiyotik çalışmaları listesi gerekse G20 gündeminde yer alan yeni antibiyotikler ve yeni tedavi yaklaşımları için Ar-Ge çalışmalarının artırılması çağrısı gereği, Türkiye’de de bu konuda Ar-Ge çalışmalarının gündeme alınmasıdır.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir