2018 Yılına Devredecek Ekonomik Sorunlar

-

Şevket Özügergin

 

2018 yılına girmeye çok az bir zaman kala ekonominin bazı alanlarında, geçmiş döneme nazaran, ilerleme kaydedildiğini ancak temel sorunların devam ettiğini söyleyebiliriz. Konuyu ana ekonomik sektörler itibariyle değerlendirdiğimizde durumu daha açık bir şekilde görebiliyoruz.

Türkiye 2017 yılında % 6-7 gibi hızlı bir büyüme oranını gerçekleştirecektir. Bu hız ekonomik canlanma ve istihdam açısından olumludur. Ancak büyümenin içinde, piyasaya verilen Hazine garantili, KGF destekli kredilerin önemli bir katkısı vardır ve bu katkı enflasyonun yükselmesine neden olmuştur. 2018 yılında bu tür desteklerin devam etmemesi halinde canlılığın yerini nispi bir duraklamaya bırakması mümkündür. Büyümede esas olan sürdürebilirliktir.

İhracatta geçen yıl ki 144 milyar dolarlık rakamın bu yıl 154 -156 milyar dolarlık bir düzeye çıkabileceği anlaşılmaktadır. Bu düzeye daha önce de, örneğin 2014 yılında da ulaşılmıştır. Söz konusu yıldaki ihracat rakamı 157 milyar dolardır. İhracat sektörünün temel sorunları devam etmektedir. Ucuz mal üretilmektedir. Kg başına ihracat 2014 yılında 1,59 dolar, 2015 te 1,44 dolar ve 2016 yılında 1,37 dolardır. Bu rakamlar Almanya’da 4,10, Japonya^da 3,50 ve G.Kore’ de 3,0 dolardır. İhracatçı, doların değer kazanmasından ve Euro/dolar paritesinin  yükselmesinden memnundur. Kapasite kullanım oranları yükselmiştir. AB ve ABD pazarları açılmaktadır.  Ancak yeni yatırımlar için önlerini görememekten ve kur oynaklığından şikayetçidir.  Yüksek teknoloji içeren ürünlerin toplam ihracat içindeki payı %3-4 civarındadır. Proje bazında üretim ve ihracat ağırlıklı teşvik sistemine halen geçilememiştir.

Dış ticaret açığı büyümektedir. Çünkü üretim ve ihracat, önemli ölçüde ithalata bağımlıdır. Geçen yılın ilk dokuz ayında 42 milyar dolar olan dış ticaret açığı bu yılın aynı döneminde 54 milyar dolara çıkmıştır. Dış ticaret açığının azaltılması için ithalatımızda en büyük paya sahip olan ara mallarının, rekabet edebilir fiyatlarla ülke içinde üretiminin teşviki çok önemlidir.

Dış ticaret açığı artınca, cari açık ta artmaktadır. Nitekim bu yılın Ocak-Eylül döneminde 31,1 milyar dolar olan açık 12 aylık olarak 39,3 milyar dolara çıkmıştır. Orta vadeli Program’da öngörülen 39,2 milyar dolarlık hedef  Eylül ayı  itibariyle aşılmıştır. Cari açık sıcak para ile finanse edilmektedir. Bu cins kaynak geçicidir ve pahalıdır. Ancak bu alanda bir süre daha rahat olmamızı sağlayabilecek bir durum vardır. ABD’de faiz artırımının gerekçesi olacak %2 lik enflasyon hedefine ulaşılamamıştır. FED’in gelecek yıl yapacağını açıkladığı %3 faiz artışı yerine bir defalık faiz artışı ile yetinebileceği söylenmektedir.

Enflasyon en büyük ekonomik sorunlardan biridir. Kurların yükselişi ve KGF kaynaklı kredilerin çok kısa bir dönemde piyasaya arzı harcamaları hızla arttırmıştır. Cari açıkla birlikte bütçe açığının artışı da enflasyonu yukarı yönde tetiklemiştir. TÜFE’nin % 11,9 luk  düzeyi yanında, çekirdek enflasyonun da aynı  seviyeye gelmesi kaygı vericidir. Enflasyon artınca, faiz de artmaktadır. Bu durumda Merkez Bankası’ında faizi yükseltmesi istenmektedir. Ancak Banka geç likidite penceresinden verdiği kaynağın faizini 0,25 lik bir artışla %12,25 e çıkarmakla yetinmiştir. Kendilerinden faiz indirimi istenen bankalar, mevduat maliyetlerini, pahalı kamu projelerine yapılan harcamaları ve genişleyen para arzı nedeniyle yükselen enflasyonu ve operasyonel masraflarını öne sürerek, faiz indirimine yanaşmamaktadır.

Kur artışları en çok açık pozisyonu olan şirketleri kaygılandırmaktadır. Merkez Bankası verilerine göre, finans dışı şirketlerin açık pozisyonu 212 milyar dolardır. Ülkenin kısa vadeli borçları ise Eylül ayı itibariyle geçen yıla nazaran % 12,5 lik bir artışla 110,3 milyar dolara ulaşmıştır. Kur artışlarından en çok bu kesimler zarar görmektedir

Türkiye ,2018 yılına girerken çeşitli nedenlerle geciktirdiği reformları yapmak zorundadır.

AB ve ABD olan anlaşmazlıklar mutlaka uzlaşmacı bir anlayışla çözülmelidir. Bu  ülkeler ekonomik açıdan çok önemlidir. Özellikle AB, gerek ihracatımız, gerek doğrudan yabancı yatırımlarımız ve gerekse pahalı turistler açısından ana kaynağımızdır. Gümrük Birliği Anlaşması’nın çıkarlarımıza uygun olarak revizyonu ilişkilerin normalleşmesine bağlıdır. Bölge ülkeleri olan ilişkilerimizin iyileşmesi, güvenlik harcamalarının  ve sığınmacılara yapılan yardımların azalmasını sağlayacak. ihracat ve nakliye sektörlerimize olumlu katkılarda bulunacaktır.

Hızla işleyen ve tarafsız bir yargı sistemi, yabancı yatırımcılar kadar hepimizin de isteğidir. Bu konudaki olumsuz dış algı, uygulamalarla ortadan kaldırılmalıdır. Yerli ve yabancı yatırımcılar için uygun, karlı ve güvenli bir yatırım ortamı hazırlanmalıdır. Ekonomik kararlar, özellikle seçimler yaklaşırken, siyasetin vesayeti altında olmamalıdır. Başta Merkez  Bankası olmak üzere, bütün ekonomik kurumlar kararlarında sadece ekonominin gereğine göre hareket edebilmelidir.

Melis Demirci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir